Mirac hangi atmosferde gerçekleşti?
Mirac hadisesi, bir dizi sıkıntılı ve üzücü hadiseden sonra meydana gelmiştir. Efendimiz’in mübarek eşleri Hazreti Hatice validemiz vefat etmiş, daha sonra da amcası Ebu Talib’in ölümüyle daha da yıkılmıştır.
O seneye Hüzün Senesi denmiştir. Efendimiz’in günlerce dışarı çıkmadığı olmuştur. Dışarı çıktığında ise Kureyş müşriklerinin, Ebu Talib’ten dolayı yapmaya çekindikleri davranışlarla karşı karşıya kalıyordu. İşte onlardan birkaçı:
Hz. Peygamber (sas), başı toz toprağa bulanmış halde evine geldi. Müşrikler başına toprak saçmışlardı. Kızlarından biri, başındaki, toprağı temizlerken ağlamaya başladı. Bunun üzerine, şöyle buyurdu: “Kızım, ağlama! Muhakkak ki, Allah, babanı koruyacak ve savunacaktır.”
Hz. Peygamber (sas), bir yanında Hz. Ebubekir (ra), diğer yanında Hz. Osman (ra) olduğu halde Kabe’yi tavaf ediyordu. Müşriklerin bazıları da Kabe’nin hizasına oturmuşlardı. Efendimiz’e sataştılar. Ebu Cehil, yerinden sıçrayarak Hz.Peygamberin (sas) yakasını tuttu. Diğerleri de harekete geçtiler. Kısa bir itiş-kakıştan sonra müşrikler dağıldılar. Hz.Peygamber (sas): “Vallahi, Allah’ın (cc) acil azabını hak edinceye kadar, siz bu işten vazgeçmeyeceksiniz! Sizler, Peygamberiniz için ne kötü bir kavimsiniz!” buyurdu ve evine döndü. Hz.Ebubekir (ra) ve Hz.Osman (ra) da kendisini eve kadar takip ettiler. Hz.Peygamber (sas), kapısının önünde durarak onlara yönelip:
- Sevininiz! Hiç şüphesiz, Yüce Allah, dinini açıklayacak ve üstün kılacak. Peygamberine de yardım edecek. Şu gördüğünüz kimselerin de sizin ellerinizle, tez zamanda canlarını alacak! Hz.Osman (ra) şöyle diyor:
- Vallahi ben, yüce Allah’ın (cc), bizim ellerimizle, onların canlarını aldığını gördüm.
Ukbe, Peygamber’e düşmanlıkta müşriklerin en ileri gidenlerindendi. Hz. Peygamber (sas) Kabe’nin yanında namaz kıldığı sırada, Ukbe yanına geldi. Omuz atkısını toplayarak, boynunu sıkmaya ve boğmaya başladı. Sonunda Peygamber dizlerinin üzerine düştü. Çevredekiler, öldüğünü sanarak bağrışmaya başladılar. Hz. Ebubekir (ra) yetişerek Ukbe’yi Peygamberin üzerinden çekti ve bağırdı: “Rabbim Allah’tır” diyor diye bir adamı öldürecek misiniz!”
Hz. Peygamber (sas), Kabe’nin yanında namaz kılıyordu. Yakında oturan müşriklerden birisi bir teklifte bulundu: “İçinizden kim, falanca kişinin evinde kesilmiş bulunan devenin midesi ve bağırsaklarını getirip de bu adamın sırtına atabilir?” Ukbe bin ebi Muayt, ayağa kalktı. Pislikleri alıp getirdi. Secdeye eğildiği sırada Hz. Peygamberin (sas) sırtına bıraktı. Hz. Peygamber (sas) başını secdeden kaldıramıyor, müşriklerse bu duruma kahkahalarla gülüyorlardı.
Bir çıkış yolu bulmak için Taif’e giden Efendimiz’e orada da müşrikler hakaretlerde bulundular, taşlattılar.
İşte bu ve buna benzer sıkıntılı hadiselerden ve zahiren yapayalnız kalmış durumdayken Mirâc hâdisesi hicretten 1,5 yıl kadar önce meydana gelmiştir. Hz.Peygamber (sas), Kabe’nin Hicr denen yerine gidip ayakta durdu, müşriklere yaşadıklarını anlattı. Hiç biri inanmadı. Hz.Peygamber (sas), üzgün bir halde bir tarafa çekilip oturdu. Bu sırada Ebu Cehil çıka geldi. Söylenenleri duymuştu. Onunla alay etmek istiyordu. Mescid-i Aksa’yı sordu. Efendimiz de en ince ayrıntısına kadar anlattı. Çünkü Rabbimiz o anda Aksa ile aradaki perdeleri kaldırıvermişti. Müşrikler şaşkınlığa düştüler. Bunun üzerine müşriklerden bir kısmı: “Ey Muhammed! Sen bize kervanlarımızdan haber ver. O bizim için Mescid-i Aksa’dan daha önemli. Sen onlara rastladın mı?” dedi. “Evet, vallahi filan oğullarına rastladım. Bir deve kaybetmiş, onu arıyorlardı. Onların kafilesi şu anda Tenim yokuşundan iniyor. Kafilenin önünde de, siyah renkli erkek bir deve var.”
Kureyşliler, koşarak Tenîm yokuşuna doğru gittiler. Verilen haberleri yalan çıkarmak umuduyla beklemeye başladılar. Fakat kervan göründüğünde hayal kırıklığına uğrayacaklardı. Sordukları tüm sorular cevaplanmış, verilen haberler doğru çıkmıştı. Fakat söyledikleri “Bu apaçık bir sihir” demekten ibaret oldu.
“Sıddîkıyet” makamı sahibini buldu
Müşriklerden bir kısmı Hz.Ebubekir’in (ra) yanına koştular:
- Ey Ebubekir! Muhammed’in söylediklerinden haberin var mı? Güya bu gece Mescid-i Aksa’ya gitmiş, namaz kılmış ve dönmüş!
- Siz Onun hakkında yalan söylüyorsunuz.
- Hayır, kendisi şu anda Mescid’de halka bunları söylüyor.
- Vallahi O bunu söylediyse muhakkak doğrudur.
- Sen onu doğruluyor ve kendisinin bir gecede Mescid-i Aksa’ya gidip döndüğüne inanıyor musun?
- Evet, bunda şaşacak ne var? Gecenin, gündüzün herhangi bir saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber veriyor, ben onu da tasdik ediyorum.
Bunları söyledikten sonra, doğruca Hz.Peygamber’in (sas) yanına gitti: “Ey Allah’ın (cc) peygamberi! Sen şu halka, bu gece Beytül Makdis’e gittiğini söyledin mi?
- Evet!
- Ey Allah’ın (c.c) peygamberi! Onu bana tarif et! Çünkü ben oraya gitmiştim.” Hz.Peygamber (sas) tarif etti: “Doğru söylüyorsun! Şehadet ederim ki, Sen Allah’ın (cc) peygamberisin!”. “Ey Ebubekir! Sen de Sıddîk’sin (doğrunun tasdikçisi, doğrunun şahidi)! O günden sonra Hz. Ebubekir (ra), Sıddîk olarak anılmaya başladı.
Mustafa Aydın
Okunma : 1691 |