Bir Baba

 

Hz. Muhammed - Hz. Hadice çiftinin 596–605 yılları arasında, Kasım, Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah isimlerinde ikisi erkek, dördü kız olmak üzere altı tane çocukları olur. İlk önce bir erkek, Kasım doğar ve iki yaşında vefat eder. Arkadan ilk kız gelir, Zeynep. O doğduğunda Hz. Muhammed 30 yaşındadır. 33 yaşındayken de ikinci kız olur, Rukiyye. Sonra üçüncü kız, Ümmü Gülsüm. Ve dördüncü kız, Fatıma. Son olarak da ikinci erkek çocuk doğar, Abdullah. Bunlar Hz. Muhammed’in sahip olacağı toplam yedi çocuğun ilk altısıdır ve biri hariç (Fatıma) hepsi Hz. Muhammed’in sağlığında vefat edecek ve O’nun tarafından toprağa verilecektir.

Evlendiklerinde bile 40 yaşında olan Hz Hadice, bir süre sonra yaşlılığın etkisiyle analık yeteneğini kaybedince, Hz. Muhammed’e yeni çocuk sahibi olabilmesi için genç bir hanımla evlenmesini teklif eder. Cevap nettir:

“Ey Hadice! Bunu bir daha söyleme, üzülürüm!”

O’nun gözünü açtığı dünyanın koşullarını anlatırken değindiğimiz üzere, kız çocuk babası olmanın insanı kendi evladının katili yaptığı bir dünyada, Hz. Muhammed:

“Ben, kızlar babasıyım!” diye övünecek; arkadaşlarına, Cennet’e gidebilmeleri için erkek çocuklarını kızlara tercih etmemeleri gerektiğini söyleyecek hatta çevresindekileri önce şaşırtacak bir biçimde, “Erkek çocuklarını sevin!” sözüne bir arkadaşının “Niçin ey ALLAH’ın Elçisi?” demesi üzerine, tebessüm ederek “Çünkü kızlar zaten kendilerini sevdirirler.” diye cevap verecektir. Çağının insanlık dışı ve ilkel koşullarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir insandır, Hz. Muhammed. Ve insanlık tarihinin en büyük devrimi de işte böyle böyle, O’nun tarafından gerçekleştirilmiş ve O’nun adını almıştır: Hz. MUHAMMED DEVRİMİ.

Fiziksel anlamda kendi çocuğu olmasa da ruhsal açıdan O’nun çocuğu gibi yetişen biri daha vardır: Hz. Ali.

Baba yerini tutan amcası Ebu Talib’in oğlu olarak dünyaya gelen Hz. Ali, doğduğunda Hz. Muhammed 30 yaşındadır. Kuzen Ali doğduğunda babası Ebu Talib Mekke dışındadır. Aile adına doğumla ilgilenme işini Hz. Muhammed takip eder. Ve doğum gerçekleşince Arap geleneklerine uyarak, Ali’nin ağzına verilen ilk şey O’nun tükürüğü olur. Bir hurmayı kendi ağzında ezip, ıslatarak emmesi için Ali’ye verir. Ve küçük Ali, dünya gıdası adına ilk olarak o hurma parçasını eme eme uyur. Ertesi gün sütanneye verilir fakat meme emmeyi reddeder. Anne ve sütanne zor durumda kaldıklarını görünce tekrar Hz. Muhammed’i çağırırlar. Ve Ali yine O’nun ağzında ezilip, ıslatılmış bir hurma parçasını emerek uyur. Bu durum, Ali bebe, süt emmeye alışana kadar daha birkaç gün böyle devam eder. Bebeğe, Ali ismini de O koyar.

Hz. Ali ile Hz. Muhammed arasındaki bu özel ilişki sadece Ali’nin ilk günleriyle sınırlı kalmayacak, beş yıl sonra, Mekke ekonomisini alt-üst edip, birçok aileyi açlık sınırının altında bir yaşam standardına mahkûm eden şiddetli bir kuraklık sırasında ikinci dönemine girecektir. Kalabalık ailesini geçindirmekte büyük zorluk yaşayan Ebu Talib’e yardımcı olmak için Hz. Muhammed Ali’nin bakımını üstlenir ve onu kendi evine alır. (ki Hz. Ali o andan itibaren Hz. Muhammed’ in kızı Hz. Fatıma ile evlenip aynı zamanda O’nun damadı da oluncaya kadar artık hep bir arada kalacaklardır.) Ve Ali henüz beş yaşında küçük bir çocuktur. Bu dönemi de Hz. Ali’den dinleyelim:

“ALLAH’ın Elçisi beni evine aldığında küçük bir çocuktum. Gece O’na sarılır, sıcaklığını hisseder ve kokusunu içime çekerek uyurdum. Küçükken, O lokmaları önce kendi ağzında çiğner ve beni kendi elleriyle beslerdi. Biraz büyüyüp de aklım ermeğe başladıktan sonra, O nu hiç aldatmadım. Hiç yalan söylemedim. O, benim için yol gösteren bir yıldız oldu. Her hareketini, her davranışını yakından izlerdim. İşte ben bu yüceliklerle dolu ALLAH’ın Elçisi’ni anasının ayak izlerini takip eden bir yavru deve gibi takip ettim.”

Ve önce kuzen, sonra damat, gerçekte ise bütün yaşamı boyunca adeta bir evlat gibi olan Hz. Ali, kişilik eğitimini ve İslami terbiyesini baştan sona kadar doğrudan Hz. Muhammed’den alır. Bu sayede de O’nun vefatından sonra davasının en önde gelen savunucularından ve başlattığı soy ile de günümüze kadar uzanan o özel çizginin iki temel direğinden biri olur.

Yazar: 

Yorumlar