Seçme Hadisler


  • 265

    “Kim itaatten çıkar, cemaatten ayrılır (ve bu halde ölürse) cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Kim de körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadaplanır ve asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü'min olanlarına hurmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim.” (Müslim, İmaret  53)

  • 264

    Hz. Ömer (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “ Size emirlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerirleri kimlerdir haber vereyim mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenler; lehlerinde hayırlı dua edersiniz, onlar da size hayır dua ederler. Ümerânızın şerirleri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler, siz onlara lanet edersiniz, onlar da size lanet ederler.” (Tirmizi, Fiten 77)

  • 263

    Hz. İbnu Ömer (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “ Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak, mâsiyet (ALLAH'a isyan) emredilmişse hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok.”(Buhari, Ahkâm 4)

  • 262

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Dinleyin ve itaat edin! Hatta, üstünüze, başı kuru üzüm danesi gibi siyah Habeşli bir köle tayin edilmiş olsa, aranızda Kitâbullah'ı tatbik ettikçe...(itaatten ayrılmayın).”

    (Buhari, Ahkâm 4)

  • 261

    Ebu Musa (ra) anlatıyor: “ Yanımda amcamın evlatlarından iki kişi daha olduğu halde Resulullah (sav)'ın huzuruna girdim. Yanımdakilerden biri:

    “Ey ALLAH'ın Resulü! ALLAH'ın sana tevdi etiği işlerden bazıları üzerine bizi emir tayin et.”dedi. Diğeri de aynı talepde bulundu. Resulullah (sav)'ın onlara cevabı şu oldu:

    “ Biz, -ALLAH'a kasem olsun- bu işe, onu talebeden veya ona hırs gösteren hiç kimseyi tayin etmeyiz!”

    (Buhari, Ahkâm 7)

  • 260

    Abdurrahman İbnu Semüre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Ey Abdurrahman! Emirlik isteme. Eğer senin talebin üzerine sana emirlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer sen talibi olmadan sana emirlik verilirse, o işte yardım görürsün. Bir iş için yemin eder, sonra da aksini yapmakla hayır görürsen, daha hayırlı gördüğün ne ise onu yap, ettiğin yemin için de kefarette bulun.”

    (Buhari, Ahkâm 5, 6)

  • 259

    Ebu Zerr (ra) anlatıyor:

    “Ey ALLAH'ın Resulü! Beni memur tayin etmez misin?" dedim. Bu sözüm üzerine, elini omuzuma vurdu ve sonra da:

    “ Ey Ebu Zerr, sen zayıfsın, memurluk ise bir emanettir. (Hakkını veremediğin takdirde) kıyametgünü rüsvaylık ve pişmanlıktır. Ancak kim onu hakederek alır ve onun sebebiyle üzerine düşen vazifeleri eksiksiz eda ederse o hariç.” buyurdu. (Müslim, İmaret 17)

    Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir:

    “Ey Ebu Zerr, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine amir olma, yetim malına da velilik yapma.”

  • 258

    Ebu Said (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kıyamet günü, insanların ALLAH'a en sevgili ve mekân olarak en yakın olanı, adil imamdır. Kıyamet günü, insanların ALLAH'a en merfu ve O'ndan mekân olarak uzak olanı da zalim sultandır.”

    (Tirmizi, Ahkâm 4)

  • 257

    Adiyy İbnu Amire el-Kindî (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Bir işe memur tayin ettiğimiz kimse, bizden bir iğne veya ondan daha küçük bir şeyi gizlemiş olsa, bu bir hıyanettir (gulûl), kıyamet günü onu getirecektir.”

    Bunun üzerine, Ensar'dan bir zat kalkarak: “Ey ALLAH'ın Resulü! Vazifeyi benden geri al!” dedi. Hz. Peygamber (sav): “ Sana ne oldu?” diye sordu: “Senin (az önce şunu şunu) söylediğini işittim ya!” deyince Hz. Peygamber (sav):

    “Ben onu şu anda tekrar ediyorum: “Kimi memur tayin edersek az veya çok ne varsa bize getirsin. Ondan kendisine ne verilirse alır, ne yasaklanırsa onu terkeder.”

    (Müslim, İmâret 30)

  • 256

    Hasan el- Basri, Ma'kıl İbnu Yesâr (ra)'dan naklediyor: “ Resulullah (sav)'ı işittim, demişti ki:

    “ALLAH bir kimseyi başkaları üzerine çoban yapmış, o da idaresi altındakilere hile yapmış olarak ölmüş ise, ALLAH ona cennetini kesinlikle haram eder.”

    (Buhari, Ahkâm 8)

  • 255

    İbnu Meryem el-Ezdî (ra) anlatıyor: “Hz. Muaviye (ra)'nin yanına girmiştim. Bana:

    “Ey Ebu Fülan, seni hangi rüzgâr attı?” diyerek (ziyaretimden memnuniyetini izhar etti). Ben de: “Resulullah (sav)'tan işitmiş olduğum şu hadis, (size hatırlatmayı düşündüm)” dedim:

     "ALLAH kime Müslümanların işlerinden bir şeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarına, isteklerine, darlıklarına perde olur (giderirse), kıyamet gününde ALLAH da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarına perde olur (giderir).”

    Ravi der ki: “Bunun üzerine Hz. Muaviye (ra) insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere bir adam tayin etti.”

    (Tirmizi, Ahkâm 6)

  • 254

    Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Mü'min, ALLAH indindeki ukubeti bilseydi, cennetten ümidini keserdi. Eğer kafir ALLAH'ın rahmetini bilse idi, cennetten ümidini kesmezdi.”

    (Rezin ilavesidir. Hadisi Müslim tahric etmiştir: Tevbe 23; keza, Tirmizi de tahric etmiştir: Da'avat 108)

  • 253

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) ölmek üzere olan bir gencin yanına girmişti. Hemen sordu:

    “Kendini nasıl buluyorsun?”

    “Ey ALLAH'ın Rasulü, ALLAH'tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum.”diye cevap verdi. Resulullah (sav) da şu açıklamayı yaptı:

    “Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birleşti mi, ALLAH o kulun ümid ettiği şeyi mutlaka verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar.”

    (Tirmizi, Cenâiz 11)

  • 252

    Nevvas İbnu Sem'an (ra) anlatıyor: Resulullah (sav)'a iyilik (birr) ve günah hakkında sordum. Bana şu cevabı verdi:

    “İyilik (birr), güzel ahlaktır. Günah da içini rahatsız eden ve başkasının muttali olmasından korktuğun şeydir.”

    (Müslim, Birr 15)

  • 251

    Hz. Câbir (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlakça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır.”

    (Cemaatte bulunan bazıları): “Ey ALLAH'ın Resulü! Yüksekten atanlar kimlerdir?” diye sordular.

    “Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir!” cevabını verdi.”

    (Tirmizi, Birr 77)

  • 250

    Hz. Ebu Derdâ (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kıyamet günü, mü'minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâla Hazretleri, çirkin, düşük söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder.”

    (Tirmizi,Birr 62)

  • 249

    Hz. Ebu Hurayra (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlakça en güzel olanıdır; en hayırlınız da ailesine hayırlı olandır.”

    (Tirmizi, Radâ 11)

  • 248

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Edepsizlik ve çirkin sözün girdiği şey çirkinleşir; hayânın girdiği şey de güzelleşir.”

    (Tirmizi, Birr 47)

  • 247

    Zeyd İbnu Talha İbnu Rükâne (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır. İslam'ın ahlakı hayâdır.”

    (Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 9)

  • 246

    İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: Resulullah (sav):

    “ALLAH'tan hakkıyla haya edin!” buyurdular. Biz:

    “Ey ALLAH'ın Resulü, elhamdülillah, biz ALLAH'tan haya ediyoruz.” dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı:

    “ Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız hayâ) değil. ALLAH'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, ALLAH'tan hakkıyla hayâ etmiş olur.”

    (Tirmizi, Kıyamet 25)

  • 245

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdu ki:

    “Âdemoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur, ALLAH tövbe edenleri affeder.”

    (Buhari, Rikâk 10)

  • 244

    Ka'b İbnu Malik (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir.”

    (Tirmizi, Zühd 43)

  • 243

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Ademoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs.”

    (Buhari, Rikâk 5)

  • 242

    Hz. Zübeyr (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “ Size ümem-i kadime hastalığı sirayet etti: Bu, hased ve buğzdur. Bu kazıyıcıdır. Bilesiniz; kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum; o dini kazıyıcıdır. Nefsimi kudret edlinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi; aaranızda selamı yaygınlaştırınız.” (Tirmizi, Sıfatu'l- Kıyâme 57)

  • 241

    Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Hasedden kaçının. Çünkü o, ateşin odunu -ravi dedi ki, veya kuru ot- yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları yer tüketir.”

    Hz. Enes (ra) rivayet edilen bir hadis şöyledir:

    “Hased hasenatı yer tüketir, tıpkı ateşin odunu yiyip tükettiği gibi. Sadaka da hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi.” (Ebu Davud, Edeb 52)

  • 240

    İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Şu iki kişi dışında hiç kimseye gıbta etmek caiz değildir: Biri ALLAH'ın kendisine verdiği hikmetle hükmeden ve bunu başkasına da öğreten hikmet sahibi kimse. Diğeri de ALLAH'ın kendisine verdiği malı Hakk yolda sarfeden zengin kimse.” (Buhari, İlm 15)

  • 239

    Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Zeyd İbnu Harise Mekke'ye gitmişti. Uhud'da şehid düşen Hz. Hamza (ra)'ın kızına uğradı.

    Cafer (ra): “Kızı yanıma ben alacağım, ona ben ehakkım, o benim amcamın kızıdır ve üstelik yanımda teyzesi var, teyze anne gibidir.” dedi.

    Hz. Ali (ra) de: “Ona ben ehakkım. O amcamın kızıdır. Yanımda Resulullah (sav)'ın kızı Fâtıma var, Fâtıma ona ehaktır.” dedi.

    Zeyd İbnu Harise (ra) atılarak: "Ona ben ehakkım, o erkek kardeşimin kızıdır, ben onun için yola çıktım ve yanına geldim.” dedi.

    Resulullah (sav), kızı Hz. Cafer (ra)'in yanına almasına hükmetti ve: “Muhakkak ki, teyze annedir!” buyurdu. (Ebu Davud, Talâk 35)

  • 238

    Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kim bir hadd cürmü işler de, cezası dünyada verilirse, ALLAH'ın adaleti kuluna ahirette ikinci sefer ceza vermeye müsaade etmez. Kim de bir hadd cürmü işlemiş, ALLAH da onun günahını örtmüş ve affetmiş ise, ALLAH'ın keremi affettiği şeyden dolayı ona dönüp ceza vermeye müsaade etmez.” (Tirmizi, İman 11)

  • 237

    Yahya İbnu Ebi Râşid'in İbnu Ömer'den naklettiğine göre, İbnu Ömer (ra) Resulullah (sav)'in şöyle söylediğini işitmiştir:

    “Kim şefaat ederek, ALLAH'ın haddlerinden birinin tatbik edilmesine mani olursa Aziz ve Celil olan ALLAH'a muhalefet etmiş olur. Kim bilerek batıl bir davayı kazanmaya çalışırsa, ondan vazgeçinceye kadar ALLAH kendisine buğzeder. Kim mü'mine onda olmayan bir kötülüğü nispet ederse, bundan tövbe edinceye kadar cehennemliklerin vücudlarından çıkan irinlerden hasıl olan çirkefin içine iskan eder. Kim haksız bir davaya yardımcı olursa, ALLAH'ın gazabını kazanmış olarak döner.” (Ebu Davud, Akdiye 14)

  • 236

    Hz. Ömer (ra) anlatıyor: “Lakabı Hımâr olan bir adam vardı. Bu zat zaman zaman Resulullah (sav)'ı güldürürdü. Hz. Peygamber (sav) bu adamı, içki sebebiyle dövdürmüştü. Bir gün yine içki suçuyla getirildi. Resulullah emretti, celde uygulandı. Cemaatten birisi: “ALLAH'ım şu adama lanet et! Kaç sefer içki sebebiyle getirildi, (bir türlü ıslah olmuyor).” diye beddua etti. Resulullah (sav):

    “ Ona lanet etmeyin. ALLAH'a yeminle söylüyorum, bu adam hakkında bildiğim bir şey varsa o da ALLAH ve Resulü'nü (samimiyetle) sevmiş olmasıdır.”buyurdu. (Buhari, Hudud 5)

   

-->