Seçme Hadisler


  • 202

    Haris İbnu Süveyd anlatıyor: “Abdullah İbnu Mes'ud (ra) bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri Hz. Peygamber (sav)'dendi, diğeri de kendisinden. Dedi ki:

    “Mü'min günahını şöyle görür: O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Facir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür." İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, şöyle diyerek, burnundan sinek kovar gibi yapmıştır."

    Sonra dedi ki: “Ben Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini duydum:

    “ALLAH, mü'min kulunun tövbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir; “Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyehat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup, uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: “Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım.” der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte ALLAH'ın, mü'min kulunun tövbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır.” (Buhari, Da'avat 4)

  • 201

    Abdurrahman İbnu Abdi'l Kâri (ra) anlatıyor: “Ömer İbnu'l-Hattab (ra)'ın şöyle söylediğini işittim: “Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kim geceleyin hizbini veya hizbinden bir kısmı okumadan uyursa, bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında tamamlasın. Bu takdirde, sanki gece (mutad vaktinde) okumuş gibi aynı sevaba nail olur.” (Müslim, Müsafirin 42)

  • 200

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Sizden biri geceleyin kalkınca, Kur'an diline dolanıp ne dediğini anlamamaya başlayınca hemen yatsın.”  (Müslim, Müsafirin 223)

  • 199

    İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) bana:

    “Kur'an'ı bana oku!” dedi. Ben (hayretle):

    “ Sana indirilmiş bulunan Kur'an'ı mı sana okuyayım?” diye sordum. Bana:

    “Evet, ben onu kendimden başkasından dinlemeyi seviyorum!”dedi. Ben de ona Nisa suresini okumaya başladım. Ne zaman ki,“Her ümmete bir şahid getirdiğimiz ve ey Muhammed, seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?” mealindeki ayete (41.ayet) geldim.

    “ Dur!..” dedi. Durdum ve Resulullah (sav)'a baktım. Bir de ne göreyim, iki gözünden de yaşlar akıyordu.” (Buhari, Fedailu'l-Kur'an 32)

  • 198

    Hz. Cabir (ra) anlatıyor: Aramızda bedevi ve gayr-i Arapların da bulunduğu bir cemaatte Kur'an okuyorduk. Resulullah (sav) yanımıza geldi:”

    “Okuyun”dedi. “Her okuyuş güzeldir. Öyle kimseler gelecek ki, onlar, Kur'an'ın kelime ve lafızlarını, ok yapılacak çubuğun düzlenmesi gibi düzleyecekler. Ondan elde edilecek ücreti ahirete bırakmayıp dünyada alacaklar.” (Ebu Davud, Salat 139)

  • 197

    Ebu Musa (ra) anlatıyor): Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Şu Kur'an'ı muhafazaya itina gösterin. Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun, Kur'an-ı Kerim'in (hafızalardan) kaçması, develerin bağlarından boşanıp kaçmasından daha kolaydır.” (Buhari, Fedailu'l-Kur'an 23)

  • 196

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. ALLAH'ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse vesvese verir.” (Buhari, Tefsir, Nas 1)

  • 195

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kulun, kıyamet günü, hesaba çekileceği ilk şey (mazhar olduğu) nimettir. Kendisine: 'Bedenine sıhhat vermedik mi, soğuk sudan içirmedik mi?' denecektir.”(Tirmizi, Tefsir)

  • 193

    Abdullah İbnu Zem'a (ra) anlatıyor: “Ben bir gün Resulullah (sav)'ı bir hutbe sırasında dinledim. Buyurdular ki:

    “Sizden biri hangi düşünceyle hanımını köle dövercesine dövmeye tevessül eder? Akşam olunca aynı yatakta beraber yatmayacaklar mı?”(Buhari, Tefsir, Şems - 1)

  • 191

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Hz. Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “(Büruc suresinin), “İçlerinde burçları bulunan semaya, vaadedilen güne, şahidlik edene ve şahidlik edilene andolsun...” (1-3) ayetlerinde geçen “vaadedilen gün”den maksad kıyamet günüdür; “şahidlik edilen gün”den maksad arefe günüdür; “şahidlik eden”den maksad da cuma günüdür.”

    Resulullah (sav) devamla buyurdular ki;

    “Güneş, cumadan daha hayırlı bir gün üzerine ne doğdu ne battı. Onda bir an vardır ki, hayır duası o ana rastlayan bir kulun duası, mutlaka kabul edilir, bir şerden sakınma (istiâze) talebinde bulunan kimse de mutlaka ondan sakındırılır.” (Tirmizi, Tefsir, Bürûc)

  • 190

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki:

    “Kul bir hata yaptığı zaman kalbinde siyah bir iz meydana gelir. Eğer kişi, o hatadan nefsini uzaklaştırır, af taleb eder ve tövbede bulunursa kalbi cilalanarak (leke silinir). Bilakis, aynı günahı işlemeye devam ederse, kalbdeki leke artırılır. Hatta bir zaman gelir, kalbi tamamen kaplar. İşte bu durum Cenab-ı Hakk'ın: ‘Bilakis, onların irtikab edegeldikleri, kalplerini paslandırmıştır.’ (Mutaffifin, 83/14) mealindeki ayette zikrettiği pastır.” (Tirmizi, Tefsir, Mutaffifin )

  • 188

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kıyameti gözüyle görür gibi olmaktan hoşlanan kimse (şu sureleri okusun): “İzâ'ş-şemsü Küvviret”, “İzâ's-Semâ'u'n- feterat”, “İzâ's- Semâu'n-Şakkat.(Tirmizi, Tefsir, Tekvir)

  • 187

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Sizler kıyamet günü ayakkabısız , çıplak ve sünnetsiz olarak haşır meydanında toplanacaksınız.”

    Bu açıklama üzerine bir kadın sordu: "(Bu durumda) birbirimizin avret yerlerini görmez miyiz?” Resulullah (sav) (Abese suresinde geçen bir ayetle cevap verdi):

    Ey kadın! 'O gün herkesin kendine yeter derdi vardır.' (Abese, 80/37). ( Tirmizi, Tefsir, Abese)

  • 186

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kur'an-ı Kerim'de otuz ayetlik (şanı yüce) bir sure vardır. Bu sure (kendisini okuyan) kimseye (kıyamet günü) şefaat eder ve ALLAH'ın onu affetmesini sağlar. Bu sure, Tebârekellezi bi-Yedihi'l-Mülk'dür.” (Ebu Davud, Salat 327)

  • 185

    Ma'kıl İbnu Yesâr (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kim sabaha erdiği zaman üç kere 'Euzubillahi's-Semî'il-Alim mine'ş-şeytâni'r-Racim' der ve Haşr suresinden üç ayet okursa, ALLAH onun için yetmiş bin meleği vekil tayin eder de onlar, akşam oluncaya kadar kendisine rahmet okurlar. Şayet o gün ölecek olsa şehid olarak ölür. Akşam vaktinde aynı şekilde okuyacak olsa, (keza sabaha kadar aynı şeyler söz konusudur)." (Tirmizi, Fedâilu'l-Kur'an 22)

  • 183

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) zamanında halk yağmura kavuştu. Bunun üzerine Resulullah (sav):

    “İnsanlar bugün iki grup halinde sabaha erdiler, bir grubu kafir, bir grubu da mü'mindir.” dedi. Ve şöyle açıkladı:

    “Bazıları: ‘Bu yağmur ALLAH'ın bir rahmetidir.’ derken, diğer bazısı: ‘Falan falan yıldızın uğuru doğru çıktı.’ dedi.” Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

    “Hayır (hakikatler kafirlerin dedikleri gibi değildir). İşte yıldızların düştüğü yerlere and ediyorum ki, hakikaten bu, eğer bilirseniz büyük bir anddır. Muhakkak o, elbette çok şerefli bir Kur'an'dır, ki siyanet edilmiş bir kitapta (yazılı)dır. Ona tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası el süremez. O Âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Şimdi siz bu kelamı mı hor görücülersiniz. Rızkınıza(şükür edeceğinize) siz behemehal tekzibe mi kalkışırsınız?” [(Vakı’a, 56/75-82); (Müslim, İman 127)]

  • 180

    Hz. Cabir (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) bir gün, ashabının huzuruna çıktı ve Rahman suresini baştan sona okudu. Hepsi de sükut ettiler. Bunun üzerine:

    “Ben bu sureyi cinlere de okudum, onlar sizden daha güzel karşılık verdiler. Şöyle ki: Cenab-ı Hakk'ın: “Rabbinizin hangi nimetini tekzib edersiniz?” kavl-i şeriflerini her okuyuşumda şöyle diyorlardı: “Ey Rabbimiz, biz nimetlerinden hiçbir şeyi tekzib edemeyiz, bütün hamdler sanadır.” (Tirmizi, Tefsir, Rahman)

  • 179

    "Müslüman kişi, diğer Müslüman kişinin (rengi, dili, doğum yeri, içtimai durumu, cinsiyeti ne olursa olsun) kardeşidir. Öyle ise ona zulmedemez, ihanet edemez, aldatamaz, yardım isteğini cevapsız bırakamaz, tahkir de edemez. ALLAH sizlerin cesetlerine, mallarına bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar, -kalbi göstererek- takva şuradadır, takva şuradadır, takva şuradadır. Kişinin kötü sayılması için Müslüman kardeşini tahkir edip horlaması kafidir. Bir Müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer bir Müslümana haramdır.” (Müslim, Birr 32-34)

  • 178

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kim geceleyin Duhân suresini okursa, yetmiş bin melek kendisine istiğfar ettiği halde sabaha erer.”(Tirmizi,  Sevâbu'l-Kur'an 8)

  • 176

    Esmâ Bintu Yezîd (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav)'i işittim, şu ayeti okuyordu:

    “De ki: Ey kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, ALLAH'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü ALLAH bütün günahları affeder...”(Zümer, 39/53).

    Resulullah (sav) ayetin sonuna, “(kim ne işlemiş olursa olsun) aldırmadan” lafzını ekledi. (Tirmizi, Tefsir, Zümer) 

  • 175

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki:

    “Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi de Yâ-sîn'dir. Kim bu sureyi okursa, Cenâb-ı Hakk, bu okuması sebebiyle kendisine, Kur'an-ı Kerim'i -Yâ-Sîn hariç- on kere okumuş sevabı verir.” (Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'an 7)

  • 174

    Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdu ki:

    Allah Teâla Hazretleri semada bir işin yapılmasına hükmetti mi, Rabb-ı Teâla'nın sözüne ihtiramla, melaike (as) korku ile kanatlarını birbirine vururlar. Rabbi Teâla'nın işitilen sözü düz bir kaya üzerinde (hareket eden) zincirin sesi gibidir. Meleklerin kalplerinden korku açılınca (Cebrail ve Mikail gibi mukarreb meleklere):

    “ Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. Onlar da:

    “ ALLAH Teâla Hazretleri hakkı söylemiştir. Zaten O, Yüce ve Uludur.” derler. O'nun sözünü, kulak kabartan (şeytanlar gizlice) işitir. Kulak hırsızı şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirlerinin üstünde (zincirleme) dizilmiş ve kulak hırsızlığına hazırlanmış bulunur. -Süfyan (İbnu Uyeyne) eliyle tarif etti: Parmaklarını önce (üst üste) dizdi, sonra açtı- En üstteki, ilahi kelamı işitir ve alttakine verir, o da kendi altındakine verir. Böylece gele gele sihirbaz ve kahinlerin diline kadar ulaşır. Bazen kelimeyi aşağıdakine vermeden önce bir şahap, şeytana ulaşır. Bazen şahap kendisine isabet etmezden önce kelimeyi aşağısındakine vermiş olur. (Sihirbaz ve kahinler kendilerine bu şekilde ulaşan hırsızlama habere) yüz kadar da kendileri ilave ederek yalanlar düzerler."

    "Emr-i İlahi yeryüzünde tahakkuk edince halk kendi arasında: “Bu işin olacağı bize daha önce falan falan günlerde haber verilmemiş miydi?” derler. Böylece, semada (kulak hırsızlığı yoluyla) işitilmiş olan haber tasdik edilir.”(Buhari, Tefsir, Sebe 1)

  • 173

    Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdu ki:

    “Ben her mü'mine, mutlaka, dünya ve ahirette insanların en yakınıyımdır. Dilerseniz (bu hususla ilgili olan) şu ayeti okuyun:"

    “Opeygamber, mü'minlere öz nefislerinden evladır. Zevceleri, mü'minlerin analarıdır...” (Ahzab, 33/6).

    "Hangi mü'min (vefatında) bir mal bırakırsa (asabı) ona varis olsunlar. Borç veya bakıma muhtaç birini bırakmışsa o da bana gelsin, ben onun mevlasıyım.” (Buhari, Tefsir, Ahzab 1)

  • 172

    İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav)'e:

    “Hangi günah daha büyük?” diye sordum. Şu cevabı verdi:

    “Seni yaratmış olduğu halde ALLAH'a ortak koşmandır!”

    “Sonra hangisi gelir?” dedim.

    “Seninle beraber yiyecek korkusuyla çocuğunu öldürmendir!” dedi. Ben tekrar:

    “Sonra ne gelir?” dedim.

    “Komşunun helalliği ile zina etmen!” dedi. Resulullah (sav)'ın bu sözlerini te'yiden şu mealdeki ayet nazil oldu:

    “Onlar ki, ALLAH'ın yanına başka bir tanrı daha (katıp) tapmazlar. ALLAH'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa cezaya çarpar.”[(Furkan, 25/68); (Buhari, Tefsir Furkan 2)]

  • 171

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdu ki:

    “ALLAH bir kulu sevdi mi, Cebrail (as)'e şöyle seslenir: 'Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de sev!' Bunun üzerine semada da aynı şekilde nida edilir. Sonra, arz ehli arasına onun sevgisi indirilir. Bunu şu ayet ifade etmektedir: “İnanıp hayırlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.” (Meryem, 19/96).

    “ALLAH bir kula buğz etti mi, Cibril (as)'e seslenir: 'Ben falancaya buğz ediyorum.' Bu şekilde semada nida edilir. Sonra, yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir.” (Tirmizi, Tefsir, Meryem)

  • 170

    Süddi anlatıyor: Mürre el-Hemedani'ye, “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur.” (Meryem, 19/71) ayetinden sordum. Bunun üzerine bana İbnu Abbas (ra)'ın Hz. Peygamber (sav)'den rivayet ettiği şu hadisi rivayet etti:

    “İnsanlar ateşe girerler, sonra amellerine göre ondan çıkarlar: Onların ilk grubu şimşek hızıyla çıkar, ikinci grup rüzgar gibi çıkar. Sonra at süratiyle, at binicisi süratiyle, sonra yaya koşusuyla, en sonra da yaya yürüyüşüyle çıkar.” (Tirmizi, Tefsir, Meryem)

  • 169

    Ebu Said (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) okudu:

    “Ey Muhammed! Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları, onları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.” (Meryem, 19/39). Sonra dedi ki:

    “(Kıyamet günü) ölüm alaca bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sûr üzerinde durdurulur. Önce:

    “Ey cennet ahalisi!” diye bağırılır, onlar başlarını kaldırırlar. Sonra: “Ey cehennem ahalisi!” diye bağırılır, onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur: “Bunu tanıdınız mı, nedir bu?” Hepsi birden:

    “Evet tanıdık, bu ölümdür.” derler.

    "Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, ALLAH cennet ahalisi için hayata hükmetmemiş olsaydı, neşeyle ölürlerdi. Cehennem ahalisi için de ALLAH hayata, bekaya hükmetmemiş olsaydı, onlar da üzülerek ölürlerdi.”(Tirmizi, Tefsir, Meryem)

  • 168

    Ebu Sa'd İbnu Fudale (ra) anlatıyor: Resulullah (sav)'ı işittim şöyle demişti:

    “ALLAH, geleceği kesin olan mahşer gününde insanları topladığı zaman bir kimse şöyle duyuruda bulunur: 'Kim işlediği bir amelde ALLAH'a birini ortak koşmuş ise sevabını ondan istesin. Zira ALLAH, şirkin her çeşidine en müstağni olan Zât'tır.' (Tirmizi, Tefsir, Kehf)

  • 167

    Ebu Hureyre (ra) haber veriyor: Resulullah (sav) buyurdu ki:

    “Kıyamet günü, şişman iri bir adam mizana getirilip tartılır da, ALLAH indinde sinek kanadı kadar ağırlığı olmadığı görülür.” Resulullah (sav) ilave etti: “Dilerseniz şu ayeti okuyun:

    “Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlar için hiçbir tartıda bulunmayacağız.” [(Kehf, 18/105); (Buhari, Tefsir, Kehf 6)]

  • 165

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav), “Bir gün bütün insanları önderleriyle beraberçağırırız.” (İsra, 17/71) mealindeki ayetle ilgili olarak şunu söyledi:

    “Onlardan biri çağırılır. (Amellerinin yazıldığı) kitap sağ eline verilir. Vücudu altmış zira genişletilir, yüzü beyazlaştırılır. Başına pırıl pırıl yanan inciden bir taç geçirilir. Bu haliyle arkadaşlarının yanına döner. Arkadaşları onu uzaktan görünce: “Ey Rabbimiz bunu bize de ver ve onu hakkımızda mübarek kıl.” derler. O, yanlarına gelir ve onlara: 'Müjde sizlere! Her birinize bunun bir misli var.' der.”

    "Kafire gelince, onun suratı kararır. Onun da vücudu, adem sureti yerine, altmış zira genişletilir. Ona da bir taç giydirilir. Arkadaşları onu görünce: “Bunun şerrinden ALLAH'a sığınırız, Ey Rabbimiz onu bize verme!” derler. Bu da arkadaşlarının yanına gelir. Onlar: “Ey Rabbimiz, onu zelil et.” derler. O da: “ALLAH sizi rahmetinden uzak tuttu, sizden herkese bunun bir misli verilmiştir.” der.”(Tirmizi, Tefsir. Benû İsrail)

   

-->