Seçme Hadisler


  • 164

    Ebu Musa el-Eş'ari (ra) anlatıyor: Resul-i Ekrem (sav) buyurdular ki:

    “ALLAH Teâla, zalime biraz fırsat tanır, amma bir de yakaladı mı artık paçayı kurtaramaz.” Sonra da şu ayeti okudular:

    “ALLAH kasabaların zalim halkını yakalayınca böyle yakalar, yakalaması da şiddetli ve elimdir.” [(Hûd, 11/102); (Buhari, Tefsir, Hûd)]

  • 163

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Hz. Ebu Bekr (ra): “Ey ALLAH'ın Resulü, saçların ağardı, yaşlandın.” dedi. Resulullah (sav):

    “Beni Hûd, Vâkı'a, Mürselât; Ammeyetesâelun ve İzâ'ş- Şemsü Küvviret sureleri ihtiyarlattı.” cevabını verdi.” (Tirmizi, Tefsir, Vâkıa)

  • 162

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor:

    “... Altın ve gümüşü biriktirip ALLAH yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.” (Tevbe, 9/34)

    ayeti nazil olduğu zaman, Müslümanlar bundan fazlaca kaygılandılar. Hz. Ömer (ra): “Ben sizin üzüntünüzü gidereceğim, haydi gelin.” dedi ve gidip Hz. Peygamber (sav)'e müracaat ederek: “Ey ALLAH'ın Resulü, dedi, bu ayet ashabını çokkaygılandırdı.” dedi.Hz. Peygamber (sav):

    “ALLAH zekatı, malınızda baki kalan kirliliği temizlemek için farz kıldı. Nitekim, sizden sonrakilere kalması için de mirası farz kıldı.” buyurdu.

    İbnu Abbas devam etti: (Resulullah'ın bu açıklaması üzerine) Hz. Ömer (ra) sevincinden "Allahu ekber" dedi. Peygamberimiz (sav) açıklamasına devamla, Hz. Ömer (ra)'e:

    “Kişinin kendi lehine biriktirdiği şeyin ne olduğunu sana haber vereyim mi? Bu, saliha bir kadındır. Yani nazar ettiği zaman kendini hoşnud kılacak, emrettiği zaman itaat edecek, evinden uzaklaştığı zaman (malını ve namusunu) koruyacak olan kadın.” (Ebu Davud, Zekat 32)

  • 161

    Sevbân (ra) anlatıyor:

    “... Altın ve gümüşü biriktirip ALLAH yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.”(Tevbe, 9/34)

    ayeti nazil olduğu zaman biz, Hz. Peygamber (sav) ile bir seferde bulunuyorduk. Ashabından bazısı: “Ayet altın ve gümüş hakkında indi, hangi malın daha hayırlı olduğunu keşke bilseydik?” dedi. Resulullah (sav) şu cevabı verdi:

    “(Sahip olunan şeylerin en efdali): Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, kocasının imanına yardımcı olan salih bir zevcedir.” (Tirmizi, Tefsir, Berâe)

  • 160

    Adiy İbnu Hatim (ra) anlatıyor: “Boynumda altundan yapılmış bir haç olduğu halde Resulullah (sav)'a geldim. Bana:

    “Ey Adiy boynundan şu putu çıkar, at!” dedi ve arkadan şu ayeti okuduğunu işittim:

    “Onlar ALLAH'ı bırakıp hahamların, papazların ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilah yoktur. ALLAH, koştukları eşlerden münezzehtir.”(Tevbe, 9/31) Resulullah (sav) devamla:

    “Aslında onlar, bunlara (ruhbanlarına) tapınmadılar, ancak bunlar (ALLAH'ın haram ettiği bir şeyi) kendileri için helal kılınca hemen helal addediverdiler, (ALLAH'ın helal kıldığı bir şeyi de) kendilerine haram edince hemen haram addediverdiler.” (Tirmizi, Tefsir, Berâe)

  • 159

    Ali İbnu Zeyd annesinden anlatıyor: Annesi Hz. Aişe (ra)'ye Cenab-ı Hakk'ın şu ayetinden: “...İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de ALLAH sizi onunla hesaba çeker ve dileğini bağışlar.” (Bakara, 2/284) ve keza: “Kim fenalık yaparsa cezasını görür.” (Nisa, 4/123) ayetinden sordu. Hz. Aişe (ra) şu cevabı verdi:

    “Benim Resulullah (sav)'tan bu hususta sorduğum günden bu yana kimse meseleyi bana sormadı. Resulullah (sav) şöyle cevap vermişti:

    “Bu, ALLAH'ın hastalık ve kazadan tut, cebine koyduğu basit bir eşyanın kaybıyla duyduğu üzüntüye varıncaya kadar, maruz kaldığı musibetlerle kulunu (dünyada) cezalandırmasıdır. Böylece kul, peyderpey günahlarından arınmış olarak çıkar; tıpkı ham altının körükten saf kızıl çıktığı gibi.”  (Tirmizi, Tefsir, Bakara)

  • 158

    Ebu Bekir es-Sıddîk (ra) buyurdu ki: “Ben Resulullah (sav)'ın yanında oturuyor idim. O'na şu ayet indirildi:

    "Kim fenalık yaparsa cezasını görür. Kendisine ALLAH'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur.” (Nisa, 4/123).

    Resulullah (sav): “Bana inen bir ayeti sana okutayım mı?” dedi. Ben “Pek tabii” dedim. Bana onu okudu. Sanki belimin ayrıldığını hissettim ve o yüzden gerindim. Resulullah (sav): “Neyin var, ne oldu Ey Ebu Bekr?” diye sordu. “Annem babam sana feda olsun Ey ALLAH'ın Resulü,  hangimiz kötü amelde bulunmaz ki, demek hepimiz işlediklerimiz yüzünden cezalandırılacağız ha?” diye üzüntümü ifade ettim. Resulullah (sav) şu açıklamayı yaptı:

    “Ey Ebu Bekr, sen ve mü'minler, bunlar sebebiyle dünyada cezalandırılıyorsunuz. Öyle ki ALLAH'a kavuştuğunuz zaman sizde günah kalmaz. Diğerlerine gelince onlarınkiler biriktirilir, kıyamet günü cezaları toptan verilir.”(Tirmizi, Tefsir, Nisa)

  • 157

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Kim fenalık yaparsa cezasını görür. Kendisine ALLAH'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur.” (Nisa, 4/123) mealindeki ayet nazil olduğu zaman, Müslümanları çok ciddi bir kedere sevketti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle tavsiye etti:

    “Amellerinizde orta yolu ve doğruyu bulmaya çalışın. Mü'mine musibet nev'inden her ne ulaşır ise günahlarına bir kefaret olur. Musibet beklenmedik bir hadise olmuş, ayağına batan bir diken olmuş farketmez.” (Müslim, Birr)

  • 156

    Ebu Davud'dan gelen bir rivayette şöyle denmektedir:

    “Kim kasıtlı olarak bir mü'mini öldürürse, onun günahını hiçbir şey ortadan kaldırmaz.” (Fiten 6)

  • 155

    Hz. Enes (ra) “ALLAH, şüphesiz zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat artırır ve yapana büyük ecir verir.” ayeti ile ilgili olarak Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini rivayet etti:

    “ALLAH hiçbir mü'mine, yaptığı tek hayrın bile karşılığını ihmal etmek suretiyle zulümde bulunmaz. Yaptığı her hasenenin karşılığı hem dünyada hem de ahirette kendisine verilir. Kafir ise, yaptığı hayır sebebiyle dünyada öylesine yedirilir ki, ahirete varınca, karşılığı verilecek tek hayrı kalmaz.” (Müslim, Sıfatu'l-Münafıkın 56)

  • 154

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) Ashabına şöyle dedi:

    “Uhud'da şehid olan kardeşleriniz var ya! ALLAH, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arşın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehidler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler:

    ‘Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler cennette dirileriz, rızıklanıyoruz? Bu haber gitmeli ki onlar cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!’

    Allah Teâla onlara cevaben: “Sizin haberinizi ben duyuracağım.” buyurdu ve şu ayeti indirdi:

    “ALLAH yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis onlar Rableri katında diridirler. ALLAH'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjdeetmek isterler.”[(Âl-i İmrân, 3/169); (Ebu Davud, Cihad 27)]

  • 153

    İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Her peygamberin peygamberlerden dostları vardır. Benim dostum, ceddim ve Rabbimin halili olan İbrahim'dir.”

    Resulullah (sav) sonra şu ayeti tilavet buyurdular:

    “Gerçekten, insanlardan İbrahim'e en yakın olanı herhalde (zamanında) ona tabi olanlarla şu peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. ALLAH da o iman edenlerin yâridir.” [(Âl-i İmân, 3/68); (Tirmizi, Tefsir)]

  • 152

     

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki:

    “Allah Teâla, ümmetim, içinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça, o şey yüzünden ümmetimi hesaba çekmeyecektir.” (Buhari, Eyman Ve'n-Nüzûr 15)

  • 151

    İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Şeytan da, melek de insanoğluna sokularak onun kalbine bir takım şeyler atarlar. Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak, haktan uzaklaştırmaktır. Meleğin işi hak ve hayra, iyiliğe çağırmak ve kötülükten uzaklaştırmaktır. Kim içinde hakka, hayıra, iyiliğe çağıran bir ses duyarsa, bilsin ki bu ALLAH'tandır ve hemen Allah Teâla'ya hamdetsin. Kim de içinde şerr ve inkara çağıran bir fısıltı duyarsa, ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan ALLAH'a sığınsın.” Resulullah (sav) bu sözlerine şu mealdeki ayeti ekledi:

    “Şeytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur, size cimriliği emreder...” [(Bakara, 2/268); (Tirmizi, Tefsir)]

  • 150

    Tirmizi'nin bir rivayetinde Hz. Yusuf (as) ile ilgili olarak Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

    “Kerim oğlu Kerim oğlu Kerim oğlu Kerim; İbrahim oğlu İshak oğlu Yakub oğlu Yusuf'tur:” ve ilave etti:

    “Şayet, hapiste onun yerine ben yatmış olsaydım da, sonunda bana elçi gelseydi, çıkma hususunda hemen cevap verirdim.” Resulullah (sav) arkadan şu ayeti okudu:

    “... Kendisine elçi gelince, 'Efendine dön de ellerini kesen o kadınların zoru neydi kendisine sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir. ' dedi. ”(Yusuf, 12/50) Resulullah (sav) devamla şunu dedi:

    “ALLAH Teâla'nın rahmeti Lut'a olsun; o aslında çok sağlam bir kaleye sığınmıştı. ALLAH, ondan sonra, her peygamberi kavminden kalabalık bir cemaat içinde gönderdi.” (Tirmizi, Tefsir, Yusuf )

  • 148

    Ubey İbnu Kab (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) bana:

    “Ey Ebu'l-Münzir, ALLAH'ın Kitab'ından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben:

    “O ALLAH ki, O'ndan başka ilah yoktur. O Hayy'dir, Kayyum'dur (yani diridir, her şeye kıyam sağlayandır.” (Bakara, 2/225) -ki buna Ayetü'l-Kürsî denir-" dedim. Göğsüme vurdu ve:

    “İlim sana mübarek olsun ey Ebu'l-Münzir!” dedi. (Müslim, Müsafirin 258)

  • 147

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular:

    “Her şeyin bir şerefesi vardır. Kur'an-ı Kerim'in şerefesi de Bakara suresidir. Bu surede bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin efendisidir: Ayetü'l-Kürsî.” (Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'an 2)

  • 146

    Numan İbnu Beşir (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Dua, ibadettir.” Sonra şu ayeti okudu: Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü'min, 40/60) buyurmuşlardır.” (Ebu Davud, Salat 358)

  • 145

    Ebu Said (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki:

    “(Kıyamet günü) Hz. Nuh (as) ve ümmeti gelir. Cenab-ı Hakk ona:

    “Tebliğ ettin, dinimi duyurdun mu?” diye sorar. Nuh (as):

    “Evet, ey Rabbim.” diye cevap verir. Rabb Teâla bu sefer ümmetine sorar:

    “Nuh (as) size tebliğ etmiş miydi?”

    “Hayır! Bize peygamber gelmedi.” derler. Rabb Teâla Hz. Nuh (as)'a yönelerek:

    “-Söylediğin şey hususunda sana kim şahidlik edecek?” diye sorar. Nuh (as):

    “Muhammed (sav) ve ümmeti!” der ve Muhammed (sav)'in ümmeti:

    “Nuh tebligatta bulundu.” diye şehadette bulunur. Bu durumu şu ayet işaret eder: “Biz böylece sizleri vasat bir ümmet kıldık, ta ki insanlara karşı şahid olasınız.”[(Bakara, 2/143); (Buhari, Tefsir)]

  • 144

    İbnu Mes'ud (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

    “Bakara suresinin sonundaki iki ayeti geceleyin kim okursa, o iki ayet ona kafi gelir.” (Buhari, Megazi 12)

  • Ebu Hureyre (ra) anlatıyor): Resulullah (sav) buyurdu ki:

    “Sizden biri mescidde namazı bitirdi mi, namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Cenab-ı Hakk, namazlarından evine de hayır yaratacaktır.” (Müslim, Misafirin 210)

  • Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdu ki:

    “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin; içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar.” (Müslim, Müsafirin 212)

  • 142

    Ebu Ümâme (ra) buyurdu ki: “Hz. Peygamber (sav)'i işittim, diyordu ki:

    “Kur'an-ı Kerim'i okuyun. Zira Kur'an, kendini okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâveyn'i, yani Bakara ve Âl-i İmrân surelerini okuyun! Çünkü onlar kıyamet günü, iki bulut veya iki gölge veya saf tutmuş iki grup kuş gibi gelecek, okuyucularını müdafaa edeceklerdir. Bakara suresini okuyun! Zira onu okumak berekettir. Terki ise pişmanlıktır. Onu tahsil etmeye sihirbazlar muktedir olamazlar.” (Müslim, Müsâfirin 252)

  • 141

    Adiyy İbnu Hâtim (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki:

    “(Fatiha'da geçen) 'el-mağdûb aleyhim' (ALLAH'ın gazabına uğrayanlar) Yahudilerdir, 'ed-dâllîn' (sapıtanlar) da Hristiyanlardır.” (Tirmizi, Tefsir 2)

  • 140

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: “Cibril (as) Hz. Peygamber (sav)'in yanında otururken yukarıda kapı sesine benzer bir  ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cibril (as) dedi ki:

    “İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştı.” Derken oradan bir melek indi. Cibril (as) tekrar konuştu: “İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar  bu melek hiç inmemişti.” Melek selam verdi ve Hz. Peygamber (sav)'e:

    “Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Onlardan biri Fatiha suresi, diğeri de Bakara suresinin son kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevap verilecektir.” dedi." (Müslim, Müsâfirin 254)

  • 139

    Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:

    “Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü'l-Celâl'e yemin ederim ki, ALLAH, Fatiha'nın bir mislini ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebur'da, ne de Furkan'da indirmemiştir. O (namazlarda) tekrarla okunan yedi ayet ve bana ihsan edilen yüce Kur'an'dır.”(Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'an 1)

  • 138

    Süheyb (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kur'an'ın haram kıldığı şeyleri helal addeden kimse Kur'an'a inanmamıştır.” ( Tirmizi,  Sevâbu'l-Kur'an 20)

  • 137

    İmran İbnu Husayn (ra)'ın anlattığına göre, İmran, Kur'an okuyan, arkasından da buna mukabil halktan dünyalık talebeden birisine rastlamıştı. 'İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'un', deyip arkasından şu açıklamayı yaptı: “Hz. Peygamber (sav)'in şöyle söylediğini işittim”:

    “Kim Kur'an okursa (isteyeceğini) ALLAH'tan istesin. Zira bir takım insanlar zuhur edecek, onlar Kur'an okuyup, okudukları mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler.”(Tirmizi,  Sevâbu'l-Kur'an 20)

  • 136

    Sa'd İbnu Übâde (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Kur'an-ı Kerim'i okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa, kıyamet günü cüzzamlı olarak ALLAH'a kavuşur.” (Ebu Davud, Vitr 21)

  • 135

    İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

    “Hafızasında Kur'an'dan hiçbir ezber bulunmayan kişi, harab olmuş bir ev gibidir.” (Tirmizi,  Sevâbu'l-Kur'an 18)

   

-->