Tebük Savaşı

 

Hicret’in dokuzuncu senesi… hristiyan Gassani Araplarının şehid ettiği Müslüman elçinin intikamını almak ve Mute savaşının ortaya çıkardığı stratejik belirsizliği netleştirmek için Bizans’ın üzerine yeni bir ordu hazırlanır. Fakat hikmetin gereği, havalar alabildiğine sıcak, mevsim de yazdır. Ve bütün Arap Yarımadası son yılların en büyük kuraklığıyla boğuşmaktadır. Bütün bunların üzerine, savaşılacak düşmanın herhangi bir Arap kabilesi değil de, o günün dünyasının “süper” gücü Bizans olması, Hz. Muhammed’i her zamankinden farklı bir yol izlemeye iter. Bu kez, düşmanın kim ve hedefin neresi olduğu baştan açık açık ilan edilir. Ve asker yazımına başlanır. Hz. Muhammed her zaman olduğu gibi bir no’lu asker olarak kaydedilir. Otuz bin kişilik bir ordu hazırlanır. Ve bu arada Medine münafıkları da şartları kendi açılarından son derece elverişli hissedip, bütün güçleriyle bir olumsuz propaganda kampanyası başlatır. Düşmanın Doğu Roma gibi bir “dev” oluşu, havaların çok sıcak oluşu gibi şeyler bahane edilerek, insanları orduya katılmaktan caydırmaya çalışırlar. Bu faaliyet Gayretullah’a o denli dokunur ki, haklarında şu ayetler iner: “ALLAH’ın Rasulü’nün arkasından gelmeyip, cihaddan geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler. ALLAH yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin gördüler. Ve: ‘Bu sıcakta sefere çıkmayın!’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşi daha sıcak!’ Keşke anlasalardı. Artık, kazandıkları günahın cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.” (9/Tevbe:81-82) Hz. Muhammed yine ilk ve son defa olmak üzere, zengin ve fakir bütün Müslümanları Mescid’de toplayıp açıktan infak yarışı yaptırır. Herkesi daha fazla mal ve para vermesi için teşvik eder. Günün kahramanları Hz. Osman ve Hz. Ebubekir olur. Hz. Osman, bin dinar nakit ve yüz deve verir. Bu bağışa Hz. Muhammed’in çok sevindiğini görünce, coşar: “Ey ALLAH’ın Elçisi! Verdiğim kadar, bir daha verdim!” der. Yani bin dinar ve yüz deve daha… Hz. Cebrail bunun üzerine, ötelerden Kur’an ayeti cinsinden olmayan bir vahiy getirir: “Artık ne yaparsa yapsın, Osman’a günah yoktur!” Yani Hz. Osman’ın günah yetenekleri törpülenmiş, sadece hayır ve sevap üretebilecek hale dönüştürülmüştür. Hz. Ebubekir ise zaten çok az olan mal varlığının tümünü verir. “Çoluk çocuğuna ne bıraktın?” sorusunu da: “ALLAH’ı ve Rasulü’nü!” diye yanıtlar.

Ve Hicret’in dokuzuncu senesi yazında otuz bin kişilik İslam ordusu, Hz. Muhammed’in komutası altında, kuzeye, Tebuk’a doğru harekete geçer. Otuz günlük yani yaklaşık bin kilometrelik bir mesafede bulunan Tebuk’a gelindiğinde, İslam ordusu konaklar ve düşmanı beklemeye başlar. Fakat bir iki sene önce Mute’de yüz bin kişi oldukları halde, üç bin Müslümanla bile baş edememiş Doğu Roma hristiyanları ortalıkta görünmez. Tebuk sahrasında on gün konaklayan İslam ordusu, düşmanın savaşı göze alamayıp “hükmen” mağlubiyeti sineye çekmesi ve bu durumun, bütün çevre ülkelerde neden olduğu psikolojik galibiyeti kazanmış olarak geri dönüş yolculuğuna başlar.

Medine’ye dönüş yolunda yüzleri maskeli on yedi münafık, bir gece yalnız olduğu sırada, atlarını Hz. Muhammed’in üzerine sürüp, O’nu atıyla beraber bir uçurumdan aşağı yuvarlamaya çalışır. Hz. Muhammed o sırada yanında tek bir Müslüman bulunmasına rağmen, kendisine hamle yapanların üzerine hücum eder. Ve sonunda korkup dağılan, münafıklar olur.

Bizans’a karşı da üstünlüğünü ispat ettikten sonra Medine’de münafıklar tarafından inşa edilen “Dırar” mescidini yaktırır. Böylece münafıkların, İslam toplumunda kendilerini gizlemek zorunda bırakılmış bireyler halinden çıkıp, kurumsal bir yapı ve toplumsal bir meşruiyet kazanmalarının önü kapatılmış, bize de özellikle önümüzdeki seneler için çok önemli bir ölçü verilmiş olur.

Yazar: 

Yorumlar