Uhud Sonrası

 

Uhud savaşının verdiği cesaretle, çöldeki putperest bedevi kabileleri Müslümanlara karşı ihanet yarışına girer. Amaç Mekke putperestlerinin gözüne girmek, aldatarak esir edecekleri Müslümanları, ölü ya da diri halde onlara satarak para kazanmaktır. Bu insan tacirlerinin ilki Adal ve Kare kabileleri olur. Medine’ye gelip, “Müslüman olmaya karar verdik, bize ALLAH’ın Dini’ni öğretecek öğretmenler verin.” derler. Ve yanlarına on tane Müslüman alarak yola çıkarlar. Önceden kararlaştırılmış pusu yerine gelindiğinde, gerçek yüzleri ortaya dökülür. On Müslümanın sekizi orada şehid olur. İkisi yaralı olarak Mekkelilere satılır: Hubeyb b. Adiyy ve Zeyd b. Desinne… Olay, tarihe Rec’i faciası olarak geçer. Hubeyb, Mekke dışında bir ağaca bağlanıp, babaları Bedir’de Müslümanlarca öldürülmüş bulunan küçük çocuklar tarafından mızrakla işkence edilerek, yavaş yavaş şehid edilir. Tam kırk çocuğun elinde kırk mızrak tarafından… Zeyd, aynı ağaca bağlandığında, işkence seansı henüz başlamadan Ebu Süfyan kendisine sorar: “Şu an senin yerinde Muhammed’in olmasını ve senin de sağ salim ailenin yanında bulunmanı ister miydin?” Zeyd’in cevabı tarihe geçecek cinstendir: “ALLAH’a yemin olsun ki, ailemin yanında sapa sağlam bulunmama karşılık, Muhammed’in bu direkte bağlı olmasını değil, onun topuğuna bir dikenin bile batmasını istemezdim.” Ebu Süfyan donup kalır, sadece dudaklarından: “İnsanlar arasında hiç kimse, Muhammed’in sevildiği kadar sevilmemiştir.” sözleri dökülür.

Ve hemen hemen aynı günlerde Medine’ye bir çöl kabilesi daha gelir. Amir b. Sa’saaoğulları… Görünüşte onların da amaçları aynıdır: Müslüman olmak. Gerçek amaçları da aynıdır: Müslümanların kanı ve canı üzerinden para kazanmak. Sayıları daha fazla olduğu için Medine’den çaldıkları öğretmen Müslümanlar da daha fazla olur: Tam yetmiş kişi… Ve aynı senaryo bir kez daha tekrarlanır. Bi’r-i Maune denen yere gelindiğinde gerçek yüzler ortaya çıkar. Amansız bir dövüş bir kez daha tekrarlanır. Ve öğretmenliğe niyet edip cihadla karşılaşan sahabiler teker teker toprağa düşer. Bunlardan biri de Hz. Ebubekir’in azadlı kölesi Amir b. Füheyre’dir. Amir’in katili olan putperest Cebbar, Müslüman olduktan sonra o anı şöyle anlatacaktır: “Müslümanlardan beni İslam’a davet eden bir adama, iki omzu arasından mızrağımı sapladım! Ve mızrağın ucunun onun göğsünden çıktığını gördüm! O sırada kendisinin: ‘ALLAH’a yemin olsun ki kazandım!’ dediğini işittim. Kendi kendime: ‘Neyi kazandı ki?! Ben şimdi bu adamı öldürmedim mi?!’ dedim.” Amir b. Füheyre o an Cennet’i görmüştür. “Kazandım” dediği de işte odur.

Bi’r-i Maune şehidleri son olarak Hz. Muhammed’e selam gönderir: “Ey ALLAH’ımız!” derler, “Şu an Rasulü’ne selamımızı iletecek sadece Sen varsın. Ona bizim selamımızı ilet!” Cebrail, selamı Hz. Muhammed’e iletir. O: “ALLAH’ın selamı” der, “onların da üzerlerine olsun!” Ve ağır yaralı olup da öldü zannedilen biri hariç hepsi çarpışarak, şehid edilir. Medine’de Hz. Muhammed yaşananları, etrafına toplanmış olan ashabına saniye saniye anlatır. Ve ekler: “Ben onların ALLAH’tan, ALLAH’ın da onlardan razı olduğunu bildirmek için size elçiyim!” Hizmetçisi Enes b. Malik: “Ben, ALLAH’ın Elçisi’nin Bi’r-i Maune şehidlerine yanıp üzüldüğü kadar hiçbir şeye üzüldüğünü görmedim.” diyecektir. Rec’i ve Bi’r-i Maune facialarının haberi Medine’de Hz. Muhammed’e aynı gece ulaşır. Yüreği çifte acıyla birden kavrulur.

Medine’de kalan iki yahudi kabilesinden biri, Nadiroğulları da o aylarda sürgün edilir, son hesaplaşmayı beklemek üzere Hayber’e giderler. Sürgünün sebebi, Hz. Muhammed’i öldürmeye teşebbüs etmeleridir. Geride sadece Kurayzaoğulları kalır. Kendi ihanetlerini ve kendi cezalarını beklemek üzere…

Hicret’in dördüncü senesi olur ve içki haram kılınır. Nadiroğulları’nın sürgününden hemen sonra… “Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi ALLAH’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vaz geçtiniz değil mi?” (5/Maide:90-91) Bütün Müslümanlar: “Ey Rabbimiz! Vaz geçtik!” derler. Medine sokaklarında içkiler dere gibi akar.

Hicret’in beşinci senesi Medine’de üç olağanüstü doğa olayı yaşanır: Ay tutulması, güneş tutulması ve deprem. İnsanlar, eski kültürel alışkanlıklarının etkisiyle ay ve güneş tutulmalarını toplum içinde büyük bilinen birilerinin ölümüyle irtibatlandırır. Hz. Muhammed bu hatayı düzeltir: “Şüphesiz ki güneş ve ay, hiç kimsenin doğumu ya da ölümü için tutulmaz. Onlar, ALLAH’ın varlığını ve kudretini gösteren iki ayettir. Siz, onların tutulduklarını gördüğünüz zaman namaz kılın, dua edin!” der. Ve yine aynı sene içinde Medine’de yer sarsılır. Hz. Muhammed’in bu olay karşısındaki yorumu da: “Rabbiniz sizi hoşnut olacağı duruma döndürmek istiyor. Siz de O’nun hoşnutluğunu dileyin!” olur. İnsanlara, depremin, yaşantı ve davranışlarını gözden geçirip, kulluklarını düzeltme fırsatı olarak görülmesi gerektiğini öğretir.

Bir yarışta Hz. Muhammed’in devesi Adba geçilir. Hem de çölden gelmiş bilinmeyen bir deve ve binicisi tarafından. Hiç mağlubiyeti olmayan peygamber devesinin yaşadığı bu gizemli yenilgi, sahabilere çok ağır gelir. Böyle bir şeyin nasıl olabildiğini anlayamazlar: “Ey ALLAH’ın Elçisi! Adba geçildi!” derler. Hz. Muhammed, hikmeti izah eder: “Bir gerçektir ki, ALLAH, dünyaya ait bir şeyi yükselttikten sonra alçaltır. İnsanlar bir şeyi yükselttikleri zaman ALLAH onu alçaltır!” Ay-güneş tutulması, deprem ya da basit bir deve yarışı… Hz. Muhammed, bütün varlık ve olayların hikmetini, gerçeğini ve insanların onlar karşısında nasıl bir tavır takınmaları gerektiğini açıklar. Bu, onun gönderiliş amacıdır.

Hz. Aişe’ye iftira atılır. Bir süre iftiranın sıkıntısı başta Hz. Aişe ve Hz. Muhammed olmak üzere bütün Mü’minleri derinden etkiler, üzer. Daha sonra indirilen ayetlerle ALLAH, Hz. Aişe’nin masum olduğunu bildirir. Sıkıntı büyük bir feraha döner. Ve bu olay üzerinden de insanlara öğretilir ki, dünya sınavında hiç kimse garanti altında değildir. ALLAH katında en değerli olan insanlar bile en ağır, can yakıcı ve “yakışıksız” sınavlar yaşayabilir. Hz. Aişe’nin yaşadıkları, Müslümanlara, benzeri bir durumla karşılaştıkları zaman, nasıl davranmaları gerektiğini öğretir.

Yazar: 

Yorumlar