Amine de Gider…

 

Dört yaşından altı yaşına kadar annesinin yanındadır.  Ana-oğulun bir arada olabildikleri bütün süre de bu iki seneden ibaret kalır.

Küçük Muhammed altı yaşındadır. 577 senesinin yazında annesi ve dadısı ile beraber Medine’ye gider. Babasının mezarını ziyaret ederler. Medine misafirlikleri bir ay sürer. Medine günlerinde en yakın oyun arkadaşı Enise isminde küçük bir kız olur. Şehrin içindeki havuzlarda yüzme öğrenir. Misafir kaldıkları akraba evinin renk renk güvercinleri vardır. Onlarla da oynar. Ve sonra zaman dolar, geri dönüş yolculuğu başlar. Acı bir dönüş olacaktır bu. 6 sene önce Medine onu babasından etmişti, şimdi dönüşü de anadan edecektir.

Medine’ye 23 mil uzaklıkta bulunan Ebva isimli köyün yakınlarında anne Amine aniden hastalanır. Yüksek ateşle yarı baygın, yatağa düşer. Küçük Muhammed ıslak bir bezle sürekli anacığının terini silip, onu rahatlatmaya çalışır. Ve kim bilir? Elinden daha fazlası gelmediği için de belki kahrolur. Ana oğlun son günleri bir köy evinde birbirlerine sarılıp ağlaşmakla geçer. Gelenin ölüm olduğunu her ikisi de hissetmiştir. Son gününde bitkin, gözü yaşlı Amine, ciğer parçasını karşısına alır, yüreğinin sesini dile getiren bir şiir okuyarak onunla vedalaşır:

“ Her canlı ölür

 Her yeni eskir

Her yaşlanan, kocayan, zeval bulur, yok olur…

Ben de öleceğim.

Fakat sonsuza dek anılacağım. Çünkü temiz bir oğul doğurdum ve arkamda hayırlı bir evlat bıraktım.”

Amine’nin başı sağa düşer, gözleri ötelere takılı kalır.

Fakat bu anının etkisi Hz. Muhammed’de ömür boyu devam eder. Söz, “Hz. Amine” nin yazarı Aişe Abdurrahman’ın:

“Evet, Hz. Muhammed, kendisine şefkat gösteren kadınların hepsinde de annesini hatırladı, daha doğrusu bunlarda annesini hatırlatan bir şeyler buldu…

Yine kızları büyüyüp anne olduklarında, onlarda da hep annesine benzeyen bir taraf ve özellik buldu. Hatta yavrusuna şefkat ve merhamet gösteren her annede, kendi annesinin çehresini gördü. Zira O’nu, annelik şefkatinin gösterildiği yerde hissetmiş olduğu o kabına sığmayan duygu selinin etkilediği kadar başka hiçbir şeyin etkilediği görülmemiştir. Ve ALLAH’ın kullarına olan şefkat ve merhametini ashabına anlatmak için, bir annenin yavrusuna olan şefkat ve merhametinden daha güçlü bir örnek bulamamıştır.”

 Fakat O da bir insandır ve altı yaşında ana hasretini bütün yaşamı boyunca içinde hisseder. Yıllar sonra elli yaşını geçmiş bir peygamber iken bile;

 “Ben yatsı namazını kılarken, Fatiha’yı okuduktan sonra, anne-babama ya da onlardan sadece birine bile kavuşsaydım da bana ‘Ya Muhammed’ diye seslenselerdi, kesinlikle ‘Lebbeyk! Buyur anneciğim’ diye cevap verirdim”

Kısacası henüz altı yaşında yaşadığı bu acı olay, Hz. Muhammed’in vicdanındaki şefkat madenini patlatan bir bomba olur. Evet, henüz altı yaşındadır ve peygamberliğe bir adım daha yaklaşmıştır.

Daha sonra dadı Ümmü Eymen’ in kucağında ve bir devenin sırtında Mekke’ye dönülür. Şimdi de annenin yerini tutma sırası Ümmü Eymen’e gelmiştir. Dede Abdülmuttalib babalık yaparken, dadı Ümmü Eymen de iyi bir ana olmaya çalışır. Ve böylelikle o da Hz. Muhammed’in vefa hazinesinden payına düşeni alır. Hz. Muhammed onu da bir ömür boyu “ anneciğim” diye anar. “Öz annemden sonra bana ana oldu.” der. Yaşlılığında, Ümmü Eymen’in yüzüne bakar ve “ailemden geriye tek kalan” diyerek gönlünü alır.Ve kendisi peygamber olduktan sonra da hiç kimse O’na Ümmü Eymen kadar rahat ve teklifsiz davranamaz. Ümmü Eymen, bir defasında herkesin ortasında “ Ey ALLAH’ın Elçisi! Bana su ver!” der ve insanların şaşkın bakışlarına karşı da “Benim O’na hizmetim bundan daha çoktur!” diye ilave eder. Hz. Muhammed de bu manzarayı tebessümle “Evet! Doğru söylüyor.”  diye tamamlar.

Yazar: 

Yorumlar