Delikanlı Muhammed

Ebu Talib’in yanında geçen yıllar içinde gelişip, serpilir, güçlü, alımlı, erkek güzeli denilen cinsten bir delikanlı olur. Geçen zamanla birlikte “ farklılığı” daha belirgin bir hal alır. Amcalarından kılıç kullanma ve yakın dövüş dersleri alırken okçuluğa özel bir yeteneği olduğu anlaşılır. Gözlerinin çok keskin olduğu görülür. 17 yaşındayken amcası Zübeyr ile Yemen’e giden bir ticaret kervanına katılır. Yolculuk sırasında, bir vadide hiç kimseye geçit vermeyen azgın bir deve ile karşılaşırlar. Genç Muhammed hiç telaş göstermeden devenin boynuna bir yular geçirir ve kenara çeker. Aynı kervan, dönüşünde de, sel suyuyla kaplanmış ve geçit vermeyen bir vadiyle yollarının kesildiğini görür. Herkesin korkup, durakladığı bu engel karşısında O, yine pervasız, öne geçer ve sadece:

“Beni takip edin!”  der. Kervan sağ salim yoluna devam eder. Ve genç Muhammed, bu yaşlarda amcalarının eşliğinde, ticaret kervanlarıyla, genel olarak bilinenlerden, daha fazla yer gezer.  Yemen, Bahreyn ve Suriye gibi.

Sadece fiziksel değil kişilik özellikleriyle de dikkat çeker. Hiç kimse, hiçbir konuda ağzından bir şikâyet sözcüğünün çıktığına şahit olmaz. Ne açlık, ne susuzluk…  Yiyecek bir şey bulamazsa Kâbe’deki kutsal “ Zemzem” suyuyla açlığını giderir. Daha sonra biri kendisine yiyecek bir şeyler vermek isterse teşekkür eder:

“Ben tokum, istemiyorum.” der.

 Daha küçük bir çocukken bile hiç kimsenin karşısında soyunup, bedenini çıplak olarak hiç kimseye göstermez. Baba yerini tutan amca Ebu Talib’e bile.

Fakat asıl ilginç olan “farklılıkları” manevi nitelikli olanlardır. Bunların ilk farkına varanlardan biri amca Ebu Talib olur ve bu şaşırtıcı deneyimlerini bir diğer amca Abbas’la paylaşır:

“Muhammed’in yatağından mis gibi bir koku geliyor. Hâlbuki evde hiç kimse böyle bir koku kullanmıyor. Bir gece O uyurken vücuduna bakmak istedim fakat yemin olsun ki yerinde yoktu. Göremedim. Çevreyi yokladım, adını seslendim o zaman uyandı ve: ‘Amca ben buradayım.’, dedi. “Hayret içinde kaldım.”

Putlara karşı ise alabildiğine tepkilidir. Bir bayram günü halaları ve amcaları O’nu da Buvane’deki putu ziyaret etmek için yanlarında götürmek isterler. Genç Muhammed ise gönülsüzdür. Fakat onlar da ısrarcı. İstemeye, istemeye putun yanına yaklaştıklarında geri dönüp, hızla oradan uzaklaşır. Bu duruma kimse bir anlam veremez. Daha sonra kendisi:

“Aklımı yitirmekten korkuyorum.”  der. “ Putun yanına yaklaştığımda uzun boylu, beyaz elbiseli ve korku verici bir adam karşımda belirdi ve buz gibi bir sesle: Sakın ona dokunma, dedi.”

Hz. Muhammed, peygamberlik öncesi de dahil bütün hayatı boyunca hiçbir puta tapmaz.

Anlam olarak buna benzer diğer bir olay da yine çocukluk yıllarında yaşanır. Daha sonraları kendi bu olayı şöyle anlatır:

“Kureyş çocukları ile birlikte bir oyun oynamak üzere taş taşıyorduk. Her birimiz, elbisesini sıyırıp boynuna dolamış, taşı, onun üzerinde taşıyordu. Görmediğim biri ansızın arkama vurup: İndir elbiseni, dedi. Ben de hemen toparlandım.”

Yazar: 

Yorumlar