Hadislerin değişmeden bize ulaştığına nasıl emin olabiliriz?

Bu konuda ilk önlemi Efendimiz (ASM) “Kim benim üzerime yalan uydurursa, cehennemdeki yerini hazırlasın(1) sözleri ile bizzat kendisi almış ve sahabenin bu konuda hassas davranmasına sebep olmuştur. Bundan dolayı sahabeler hadis nakli konusunda fazlasıyla itina gösterirlerdi. Örneğin Hz. Ali Efendimiz (ra): “Ben, size Rasûlullah (sav) Efendimiz’den bir şey söylerken, (öyle dikkat eder, öyle söylerim ki,) gökten yere düş (üp parça parça olmak) benim için, O’nun üzerine yalan söylemekten daha kolaydır” buyururlardı.(2)

Sahabeler, Kur’ân’ın ve âyetlerin muhafazasından sonra, en ziyade Hz. Peygamberin (ASM) sözlerinin ve fiillerinin muhafazasına, özellikle de İslami ve imani hükümler ve Hz. Peygamberin (ASM) mucizeleri ile alakalı olan sözlerinin ve fiillerinin muhafazasına çalışmışlardır. Hadis ve siyer kitaplarından da görüleceği üzere Allah Resulüne (ASM) ait en küçük bir hareketi, bir sözü ihmal etmemişlerdir. Asr-ı Saadette(3), pek çok sahabe Efendimizin (ASM) söz ve fiillerini yazıp kaydettiler. Özellikle de Abadile-i Seb’a(4) diye adlandırılan ve bunlardan da özellikle Abdullah ibni Abbas ve Abdullah ibni Amr ibni’l-Âs gibi hadis konusunda manen vazifeli olan sahabeler; iman esasları, İslamiyet'in rükunleri ve Peygamber Efendimizin (ASM) mu’cizeleri ile alakalı hadisleri yazarak kaydettiler.

Bu noktada sahabeler fazlasıyla titiz davranmış ve bazen çok iyi bildikleri hadislerin naklinde bile çekinmiş ve söylemek istememişlerdir. Hatta on yıl kadar bizzat Peygamberimizin (ASM) yanında bulunan Hz. Enes bin Mâlik (ra) bir gün; “Eğer hatâ ederim endişesi ve korkusu olmasaydı, Rasûl-i Ekrem’den (sav) daha çok şeyler anlatırdım” buyurmuşlardı.(5) Yine aynı şekilde Abdullah ibni Abbas (ra), kendisinden bir hadis rivayet etmeleri istendiğinde çekinir, sıkılır ve nihayet hadisi söylediğinde ise sonunda da; “(Bak, ben hafızamdan birşey söylüyorum ama bilin ki, Rasûlullah) bunun üç aşağı-beş yukarı veya buna yakın yahut da buna benzer birşey buyurdu.”(6) şeklinde ikazda bulunmayı da ihmal etmezdi.(7) Benzer bir hadise de Aşere-i Mübeşşere’den yani cennetle müjdelenen on sahabeden birisi olan Hz. Zübeyr İbn Avvâm, o kadar az hadis rivayet etmiştir ki, bir gün oğlu kendisine: “Baba, sen neden hadis rivayet etmiyorsun?” diye sorduğunda: “Bir kelimede bile Rasûlullah’a muhalefet ederim diye ödüm kopuyor. Çünkü O: ‘Benim üzerime yalan söyleyen, cehennemdeki yerini hazırlasın’ buyurmuştur” şeklinde cevap vermişti.(8)

Sahabelerden sonra da, Sahabenin yanında yetişen ve Tâbiin olarak adlandırılan binlerce âlimler aynı hassasiyetle sahabeden aldıkları bu hadisleri yazarak veya ezberleyerek kaydettiler. Tâbiinin hadis konusundaki hassasiyeti noktasında bazı örnekler vermek gerekirse; Saîd İbnü’l-Müseyyib’in “gerektiğinde bir tek hadîs için günlerce yol katettiğini, söylemesi(9); Mesruk İbnü’l-Ecda’nın, “tek bir harfi için bile yolculuk etmesi(10); Kesir İbn Kays’ın rivayetine göre, Ebu’d-Derdâ’dan tek bir hadîs almak için bir ilim aşığının Medine’den Şam’a gelmesi ve daha pek çok seyahatler, bu konuda örnek olarak verilebilecek misallerdir.(11)

Beş yüz sahâbiyle görüştüğü söylenen ve bir beldeye vardığında: “Beş yüz sahâbi görmüş bir insan geliyor”denen, Abdurrahman İbn Ebî Leylâ: “Yüzyirmi sahâbi tanıdım ki, bir mescidde aynı anda yüz yirmisi de oturuyor olabilir kendilerine bildikleri bir şey sorulduğunda hep birbirlerinin yüzlerine bakarlar; konuşurken, ‘Rasûlullah’ın sözlerine bir kelime karıştırıveririm’ korkusuyla başkasının cevap vermesini bekler, kimse cevap vermeyince de nihayet bunlardan biri dişini sıkar ve Allah’a dayanarak, İbn Mes’ud (Ben hafızamdan birşey söylüyorum ama bilin ki, Rasûlullah) bunun üç aşağı-beş yukarı veya buna yakın yahut da buna benzer birşey buyurdu.) gibi hatırlatmasıyla rivayette bulunurlardı” demektedir.(12)

Tâbiinden sonra, başta dört mezhep imamları ve artık hadislerin muhafazası konusunda vazifeli muhaddis­ler naklettiler, yazıyla muhafaza ettiler. Bu mezhep imamlarından Ahmed ibni Hanbel değişik kanal, değişik sened, farklı metin, yani muhteva aynı olsa bile, sahihi, haseni ve zayıfıyla bir milyon hadîs ezberlediği söylenir ki; kırk bin hadîs ihtiva eden meşhur Müsned’ini üç yüzbin hadîsten seçerek meydana getirmiştir.(13)

Bütün hayatını hadîse, Allah Rasûlü (asv)’ın mübarek sözlerine hasreden Yahya İbn Maîn, mevzû hadîs denilen manası doğru olsa da Efendimize (ASM) ait olmayan hadisleri de ezberlerdi. Bir keresinde, Ahmed İbn Hanbel, neden böyle yaptığını sorduğunda: “Yanıma gelen insanlara bu mevzûdur, şu mevzûdur; bunların dışında kalanlardan alabildiğini alırsın derim(14) cevabını vermişti. İmam Zührî’den Yahya b. Said el Kattan’a, Buharî ve Müslim’den Dârekutnî ve Hâkim’e uzanan çizgide daha dünya kadar hadis ezbercileri yetişti.

Hicretten iki yüz sene sonra, başta Buharî, Müslim gibi hadis âlimleri olmak üzere diğer Kütüb-ü Sitte olarak adlandırılan sahih hadis kitaplarının yazarları hadislerin muhafaza edilmesi vazifesini omuzlarına aldılar. O döneme kadar hadislerin içerisine karıştırılması muhtemel olan mevzu hadis veya kasdi olarak hadisler hakkında şüphe uyandırmak için içlerine karıştırılan sözleri, İbni Cevzî gibi şiddetli binlerce araştırmacılar çıkıp ayıklayıp hadislerin içerisinden çıkardılar.

Bunların haricinde her ne kadar hadis usulünde yer almasa da hadislerin, mekan ve zamanı aşarak yakaza tabir edilen uyku ve rüya arası haller ile bizzat Allah Resulüne (ASM) sorulması ve doğruluğunun araştırılması hadiseleri olmuştur. Örneğin büyük imam Celâleddin es-Süyûtî’nin, defalarca Efendimiz’le hem de yakazada görüştüğü nakledilmektedir. Yine, İmam Buhâri, kendi kanallarıyla tespit ettiği her bir hadîs için, abdest alır, iki rekât namaz kılar ve mes’eleyi Efendimizin (ASM) mübarek ruhlarına havale eder: “Doğru mu ya Rasûlallah?” der; kendince aldığı bir işarete göre de o hadîsi kitabına kaydederdi.(15)

İşte buna binaen, “Nasıl bileceğiz ki, on dört asırlık uzun mesafeden günümüze kadar gelen, bu hadisler doğrudur?” sorusu hatıra gelmemelidir.(16)

_______________________________________________

Dipnotlar
(1) Buhari, İlim, 38; Müslim, Zühd, 72; Ebû Davûd, İlim, 4; Tirmizi, Fiten, 70; Müsned, 1/70.
(2) Buhârî, İstitâbe, 6; Ebû Dâvûd, Süne, 28.
(3) Peygamberimizin (ASM) yaşadığı döneme Asr-ı Saadet denilir. Nedeni ise İslamiyetten önceki bedevi bir kavimden, İslamiyetle şereflenmelerinden sonra en medeni ve faziletli bir toplum meydana gelmiş, iki cihan saadetini kazandıracak iman nimetilyle şereflenmişlerdir.
(4) Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer, Abdullah İbn-i Mes'ud, Abdullah İbn-i Ravâha, Abdullah İbn-i Selam, Abdullah bin Amr bin As, Abdullah bin ebi Evfâ (R.A.)
(5) Dârîmî, Mukaddime, 25.
(6) İbni Mâce, Mukaddime, 3.
(7) Bu konuda sahabenin hadis naklinde gösterdiği hassasiyetle alakalı daha pek çok örnek mevcuttur. 
(8) Buhâri, İlm, 38.
(9) Zehebî, Tezkiretü’l-Huffaz, 1/56; er-Rihle, s.127-129.
(10) M.Accac el-Hatîb, es-Sünnetü Kable’t-Tedvin, s:178.
(11) Er-Rihle, s.78; İbni Mâce, Mukaddime, 17.
(12) Zehebî, Siyer-u A’lâmi’n-Nübelâ, 4/263.
(13) La-edri
(14) M.Accac el-Hatîb, es-Sünnetü Kable’t-Tedvin, s:229.
(15) İbn Hacer, Tehzibü’t-Tehzib, 9/49.
(16) Risale-i Nur, Mektubat, Ondokuzuncu Mektup

Yazar: 

Yorumlar


Aziz kardeşim,niyetinin halis

Aziz kardeşim,niyetinin halis olduğunu düşünüyorum.Üstad Hz.'lerinin ifadelerini kendi isminle(isim de senin değil galiba) yazmışsın. Bu bir intihaldir.En azından kaynaklarda yazmalısın. Ayrıca sana cevab yetiştiren münakaşacı arkadaşı bıraksan iyi olur.Arkadaşın biraz insaf dairesine gelmesi gerekiyor.

Hadislerin doğruluğu

Hadislerin doğruluğu konusunda keşke şüphelerim olmasaydı şuan öyle bir yazı okudum ki şüphelerim bir iken iki oldu. Kimi birbirlerinin ağzına bakmış, kimi bir sürü yol gitmiş, kimi rüyasında görmüş. Allah yardımcımız olsun. Keşke Resulullah en başından izin verseymiş kaleme alınmasını sonrasında da bizzat kendi şahsıyla kaleme alınanları kontrol edip içinden seçip çıkarıp yada ekleyerek tek 1 kaynak olarak bizlere bıraksaymış çok daha iyi olurmuş. Tabiki bu benim fikrim. O devrin şartlarında ne durumda olduklarını bilemeyiz. Burada bilgisayar başında yorum yapmak gibi birşey değil bu. Yinede ne yapmışsa en doğrusunu yapmıştır Resulullah.

Kuran-ı Kerim bile

Kuran-ı Kerim bile Peygamberimiz zamanında tam bir mushaf haline getirilmemişken, hadislerin derlenip tek kaynak olarak sunulması imkansızı talep etmek olurdu. Hakikaten oturduğumuz yerden bu yorumları yapmak kolay. Hadisler, İslam topraklarının büyümesi, müslümanların sayılarının artması ve bazı problemler karşısında müslümanların Peygamberin (sav) uygulamalarına müracaat etmek zorunda kalmaları neticesinde hadislerin önemi sonradan anlaşılmış ve kaleme alınmaya başlanmıştır.

Evet kalemin kağıdın bile olmadığı, deri parçalarına, tüy kalemlerle 1-2 harfte bir defa mürekkebe batırılarak ciltler dolusu kitaba dönüştürülerek yazılan hadislerin, bir tek hadisi için bir ülkeden diğer ülkeye seyahat edilmiş, Dilden dile aktarılmış, yazılmış nakledilmiş. Allah tüm bu çileli çalışmada emek sarfeden müslümanlardan razı olsun, Kur'anın ifadesine göre de razı olmuş zaten...

TEK GERÇEK VAR ODA KURAN....

TEK GERÇEK VAR ODA KURAN....

Ben de hadisi hayattan

Ben de hadisi hayattan çıkarınca ne yapacağız şeklindeki sizin cevap veremediğiniz aşağıdaki sorularımı tekrarlıyorum, "onun yerine ne koyacağız?" Kitaplarından alıntı yaptığınız zatların namazın nasıl kılınacağına dair şaklabanlıklarını getirip bana cevap olarak mı vereceksiniz? Yoksa önce hadisi çıkar, sonra gerisini düşünürüz mü diyeceksiniz?

Kardeşim, önce demiştim, tekrarlıyorum: Hadis inkârı, Sahabe inkârı, Mezhep inkârı neticede birkaç adım sonrasında Kur'an inkârına kadar gidecek bir hastalığın adıdır. Çünkü bugün Kur'an varsa Ashab'ın mushaf haline getirdiği Kur'andır. Mushaf haline getirilmesi de yine hadislerde anlatılmıştır. Ashabı ve hadisi dışarı attığımız da Mushaf'da kalmıyor ortada, İslam da ...

NAMAZ VAKİTLERİ Kuran’da

NAMAZ VAKİTLERİ Kuran’da namazın, vakitleri belirlenmiş bir farz olduğu geçer (4Nisa Suresi 103). Korku zamanında bile namaz kılınmasını açıklayan Kuran, hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de eksiksiz olarak açıklamıştır. Namaz vakitlerinin açıklanmasından kastımız, farz olan namazların açıklanmasıdır. Namaz övülmüş bir ibadettir. Allah’a yönelmenin, Allah’ı hatırlamanın bir şeklidir. Bu yönüyle namaz her an kılınabilen, her an yerine getirilebilen bir ibadettir. Fakat her kılınan namaz, farz namaz değildir. örneğin gece yarısı fazladan namaz kılınabilir, fakat bu gece yarısı kılınan namazın farz olduğunu göstermez. Peygamber de, Peygamber’in yakınları da şüphesiz birçok kereler namaz kılmışlardır. Kuran’ın tek kaynak olduğunu unutan mezhepçi zihniyetliler bu namazların kimisini farz, kimisini sünnet ilan etmişler; Kuran’dan dini anlamak yerine, Peygamber yakınlarının hareketlerini kendilerince yorumlayarak din oluşturmuşlardır. Sünni mezhepler sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı diye beş namazı farz kılmışlardır. Şiiler üç vakit namazı farz kılıp bu vakitlerde beş vakit namazı birleştirdiklerini söylerler. Daha eski zamanlardaki Hariciler’in iki veya üç vakit kıldıklarına dair hadisler de vardır. Bu farz namazların dışında Kuşluk, Duha, Güneş, Ay tutulması, İstihare, Kadir, Regaip, Beraat gecesi namazları gibi birçok namaz da vardır. Vitir namazı ise kimilerine göre vacip olup farza yakındır, kimilerine göre ise sünnettir. Savaş zamanı namazın kılınmasıyla ilgili bilgileri veren Kuran, hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de açıklamıştır. Kuran’dan delillendirilmeyen namazların belirli dönemlerde belirli kişilerce, halifelerce, hatta Peygamber tarafından kılınmış olması mümkündür. çünkü Kuran namazı över ve farz namazların haricinde de namaz kılınması elbette ki iyidir. Bu açıdan bakıldığında yukarıda adı geçen ve yukarıda adını geçirmediğimiz, fakat namaz kitaplarında adı geçen namazların kılınmış olması mümkündür. Fakat Kuran’da adı geçmeyen namazların, farz namaz olarak algılanması çok büyük hatadır. Bu noktadan olaya baktığımızda sorun, hadislerin yorumlanış şeklindeki hatalardan kaynaklanmıştır. Şimdi dinin tek kaynağı olan Kuran’dan farz olan namazları isim ve vakitleriyle birlikte öğrenelim. SABAH (FECR) NAMAZI Kuran’da namaz kelimesi “salat” kelimesi ile ifade edilir. “Bağlantı kurmak” tipinde manalara sahip olan “salat” kulun yaratıcısıyla kurduğu bağlantı, yani namaz için de kullanılır. “Salat” kelimesi “ikame” fiiliyle beraber “namaz kılmak“ manasında kullanılmıştır. “Salatı Fecir” yani “Sabah namazı” ismi 24Nur Suresi 58. ayette geçmektedir. “Fecir” gecenin karanlığında güneşin ilk ışıklarının çıkışını ifade eder. Bu bir süreçtir ki güneşin doğuşuna kadar devam eder. Nitekim varlığı adından belli olan bu namazın, 11Hud Suresi 114. ayette vakti de tam belli olmaktadır. Gündüzün iki tarafında, gecenin yakınlarında namaz kıl. Güzellikler çirkinlikleri giderir. 11 Hud Suresi 114 Arapça’daki “nehar” “gündüz”, “leyl” “gece” demektir. “Tarafeyinnehari” ifadesi gündüzün iki tarafını ifade eder. “Taraf” ise; “uç, dıştan bitişik bölüm” manalarına gelmektedir. Kuran’da geçtiği diğer ayetlerde de aynı anlamda kullanılır. Gündüzün başlangıcını güneşin doğuşu, günün bitişini güneşin batışı olarak alırsak günün iki tarafında sabah ve akşam namazları vardır. Bu zamanların tam anlaşılması için “zülefen minelleyl” ifadesi ile bu vakitlerin, aynı zamanda gecenin gündüze yakın zamanları olduğu vurgulanır. Yani sabah namazı, ismi ile 24Nur Suresi 58. ayette geçer. Bu isim aynı zamanda sabah namazının vaktini de tarif eder. Ayrıca 11Hud Suresi 114. ayette sabah namazının vakti belirlenmiştir. Sabah namazı Kuran’daki ismiyle “Salatul Fecir” adından da belli olduğu gibi günün ilk ışıklarıyla başlar ve günün başlangıcı olan güneşin doğuşuyla biter. AKŞAM (İŞA) NAMAZI İşa namazının ismi de 24Nur Suresi 58. ayette geçmektedir. Sözlükten “işa” kelimesinin anlamına bakanlar, güneşin batışından havanın kararmasına kadar olan vakte, yani bizim Türkçe’de “akşam” dediğimiz vakte “işa” denildiğini görürler. 12 Yusuf Suresi 16 ve 79Naziat Suresi 46. ayette de aynı kelime geçmektedir. Diğer iki ayetteki aynı kelimeyi “akşam” diye çeviren bazı çevirmenlerin, bu kelimeyi Türkçe bir kelime olan “yatsı namazı” diye çevirmeleri, mezhep izahlarının etkisinde kalmalarındandır. Bu çeviri “yatsı namazı” diye mezheplerin tarif ettiği namazı Kuran’ın da farz kıldığı izlenimini vermektedir ki bu yanlıştır. Fakat “yatmak” kökeninden gelen “yatsı” kelimesinden kasıt “işa namazının” yatmadan önce kılınan son farz namaz olması ise bu doğrudur. Ayette buna işaret de vardır: Ey iman edenler! Yönetiminiz altındakilerle, ergenlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç vakitte izin istesinler. Fecir(Sabah) namazından önce, öğle vakti elbisenizi çıkardığınızda, işa(akşam) namazından sonra. çıplak olabileceğiniz üç vakittir bunlar. 24 Nur Suresi 58 Son namazı kılmak için mescide giden, topluca namazı kılan kişi bu namazdan sonra mescide gitmeyeceği için muhtemelen üzerini değiştirecektir. Ev kıyafetine bürünecektir. Bu yüzden yatmadan önceki son namaz işa namazı olarak düşünülüyorsa bu doğrudur. Yoksa vakit olarak akşamı ifade eden bir kelime, namaz kelimesiyle birleşirse bambaşka bir vakit olan yatsıyı ifade eder deniliyorsa, bunun yanlışlığı ortadadır. Bu ayette son farz namazın akşam namazı olduğunu destekleyici bir ifade tarzı vardır. Arapça sözlüklerden “işa” kelimesinin manasını araştıran herkes, “işa” kelimesinin “güneşin batışından gecenin karanlığına kadar olan zaman dilimi”ni ifade ettiğini görecektir.(Evdeki çocukların çıplaklığın mümkün olduğu vakitlerde izinsiz odalara dalmamalarını öğütleyen bu ayetten bir sonraki ayette, bu çocukların ergenlik yaşına gelince, her zaman özele saygı gösterip, izin alarak ebeveynlerinin odalarına girmeleri öğütlenir.) Akşam namazının vaktinin anlaşıldığı ayet (11Hud Suresi 114) sabah namazında belirttiğimiz ayettir. Gündüzün iki tarafında kılınan namazlardan biri sabah namazı olunca, diğeri de bu namazın simetriği olan akşam namazıdır. Bu namazın vakti de aynı şekilde gecenin gündüze yakın olan zamanıdır. Bu ayet dışında akşam namazının vaktini belirleyen bir ayet daha vardır: Güneşin sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecir(sabah) vakti Kuran’ı, fecir(sabah) vakti Kuran’ına tanık olunur. 17 İsra Suresi 78 Gecenin kararması, akşamın bitiş vaktini vermektedir. Işığın alametlerinin tamamen yok olmasıyla akşam namazının vakti biter. Bu durumda da “güneşin sarkması” ifadesi güneşin ufukta batışını belirler. Böylece güneşin batımı ve gecenin kararmasının arasındaki vakit, namaz vakti olarak belirtilir. Bu ayetin devamında sürekli akşam namazıyla beraber geçen sabah namazının vaktinin vurgulanması da ilginçtir. Fakat bu ayette sabah namazı değil, sabah Kuran okumak vurgulanır. Demek ki sabah namazının vaktinin içinde veya namazın dışında Kuran okumaya özel bir önem vermek gerekir. Görüldüğü gibi akşam ve sabah namazları isimleriyle beraber Kuran’da geçerler. üstelik bu isimler namazın kılınacağı vakti de ifade ederler. İlaveten sabah ve akşam namazının zamanı da açıklanmıştır. üstelik 24 Nur Suresi 58. ayette sabahın günün ilk, akşamın günün son namazı olduğuna işaret vardır. VUSTA (ORTA, EN İYİ) NAMAZI Vusta namazına delil olarak 2Bakara Suresi 238. ayet gösterilir. Namazları koruyun. Ve vusta (orta, en iyi) namazı da. 2 Bakara Suresi 238 Sabah ve akşam namazının vakitlerini çıkardığımız ayetler ve bu ayet dışında namaz vakitlerinin çıkartılabileceği hiçbir ayet yoktur. Demek ki namaz vakitleri bu ayetlerden anlaşılacaktır. Günün bir ucundaki namaz sabah namazı, günün diğer ucundaki namaz da akşam namazı olunca orta namazını bu iki namazın ortasında aramak lazımdır. Tüm kültürlerde günün uyanmayla başladığını, gecenin dinlenmemiz için yaratıldığını, geceleyin kalkıp ibadetin bir tek Peygamberimiz’e has kılındığını (17İsra Suresi 79) düşünürsek orta namazı, sabah ile akşam namazının arasında gündüz kalan vakit olur. “Vusta” kelimesine “orta” manasının verilmesinden günün ortalarında kılınan bir namaz olduğunu düşünenler olabilse de bu kelimeyi sınırlayan hiçbir ifade olmadığı için sabah ile akşamın arasında kalan tüm zaman dilimini, bu namazın vakti olarak kabul etmek gerekir. Vusta namazı ifadesinden, orta namazı sonucuna varıldığında “vusta” kelimesi hem namazın ismini, hem zaman dilimini belirleyen kelime olur. Diğer bir görüşe göre “vusta” kelimesinin “en iyi” manasına sahip olduğu, bu kelimenin bir namazı belirtmediği, ayetten namazların korunması ve en iyi şekilde kılınmasının anlaşıldığı söylenir. “Vusta” kelimesi üzerinde bir inceleme bu konuya açıklık getirecektir. 2Bakara Suresi 143, 5Maide Suresi 89, 68Kalem Suresi 28, 100Adiyat Suresi 5 ayetlerinde de bu kelime geçer. Bu ayetleri inceleyerek “vusta” kelimesini anlamaya çalışabilirsiniz. Görüldüğü gibi Kuran’da namazın beş vakit olduğuna dair bir ifade yoktur. Namazın uzunluğu, rükuda, secdede ne söyleneceği de Kuran’da geçmez. Aslında hadislerde de namazın uzun mu, kısa mı olduğu, rükuda, secdede ne söylenmesi gerektiği bulunmaz. Bugünkü anlatılan namazın uydurma dolu hadislerle bile açıklanması mümkün değildir. Namazdaki birçok husus tamamen mezhep kurucularının şahsi görüşleriyle oluşmuştur. Peygamber’in hem çok uzun hem de çok kısa namaz kıldığına; uzun rüku, uzun secde ettiğine dair de birçok hadis vardır. Ama mezhepçiler, rükuları üç “Subhane rabbiyel azim”, secdeleri üç “Subhane rabbiyel ala” ifadeleriyle belirlemiş, taklitçilerini sadece bu ifadelere mahkum edip, Allah’ın serbest bıraktığını gereksiz yere sınırlamışlardır. Normalde rükuda ve secdede belirli ifadeleri söylememizin gerekip gerekmediği, namazın süresinin kişinin şahsi görüşüne bırakıldığı, Kuran’dan anlaşılacağı gibi hadisler doğru yorumlansaydı da anlaşılabilirdi. Mezhepler serbest bir alanı kendi belirlemeleriyle dondurmuşlardır. Hadislerin hepsinden namazın beş vakit olduğu da çıkmaz. Birçok hadisten Peygamberimiz’in üç vakit namaz kıldığı çıkar. özellikle Şiiler üç vakit namaz kılarken bunu kendi hadislerine dayandırırlar. Şiiler’in üç vakit kılıp, bu üç vakitte beş vakit namazı birleştirmelerinin, iki ekol arasında orta yol bulma gibi bir çabadan kaynaklandığını sanıyoruz. Kuran’ın hiçbir yerinde birleştirme(cem) diye bir konudan bahsedilmez. Kuran’a göre namaz belirttiğimiz vakitlerde farzdır. Eğer üç vakit namaz kılıp, bu üç vakitte beş veya yirmi vakit namaz kılıyorsanız yine de üç vakit kılmış olursunuz. Yatsı namazını kılacak kişi ben beş vakit namazı yatsı namazında birleştirdim dese de bir tek yatsı namazını kılmış olur. çünkü namazı, farz olan vakit namazı yapan, kılınan rekat sayısı değil, belli bir vakitte kılınır oluşudur. Şiiler gibi Ehli Sünnet’in Şafi, Maliki, Hanbeli mezhepleri de namazları birleştirme konusunda çok toleranslı olmuşlardır. Bir kısmı hiç sebepsiz, bir kısmı şiddetli yağmurda bile namazların birleştirilebileceğini düşünmüştür. Yani mezheplere göre; Peygamber beş vakit namazı üç vakitte cem etti (birleştirdi) diyenler, aslında namazın üç vakitten çok olamayacağını kabul etmiş olurlar. Namazın minimumu farz namazlar kadardır. Namazın fazladan kılınması gayet doğaldır. Farz namazların beş ilan edilmesi Sünni mezheplerin bir yorumudur. Eğer namaz beş vakit olsaydı, Kuran’dan bunların ismi, vakti belli olurdu. Kuran’da Peygamber’e özel, fazladan ibadet vakti bile belirtilmişken (17İsra Suresi 79), tüm Müslümanlara farz olan bir namazın vaktinin belirtilmemesi hiç mümkün müdür? Evvelki ayetlerden görüldüğü gibi, Kuran’da belli olan namazlar vardır. Neden vakti belli olmayan ikindi gibi, yatsı gibi namazların farz olduğunu düşünelim? Tahminimiz bazı kişiler Allah’ı zikretme (hatırlama), Allah’ı tespih etme (yüceltme, yönelme) ile ilgili ayetlerdeki tespih, zikretme faaliyetlerini düzene koymak için fazladan namazlar farzlaştırmışlardır. Zikretme ve tespih faaliyetlerini namaz kılarak yapmak güzel bir yöntem olabilir ama Allah’ın farzlaştırmadığı şekilde bu vakitleri namaz vakti olarak farzlaştırma kabul edilemez. 17 öyleyse akşama erdiğinizde de, sabaha erdiğinizde de tespih (yüceltme, yönelme) Allah’adır. 18 övgü O’nundur. Göklerde ve yerde, günün sonunda, öğleye erdiğinizde. 30 Rum Suresi 17,18 KAZA NAMAZI VAR MI? Bir kez daha belirtmek istiyoruz ki hangi namazların farz olduğu Kuran’dan çıkar. Farz namazlar Allah’ın bizi belli vakit dilimi içinde her gün kılmaya mecbur ettiği namazlardır. Kuran, Nisa Suresi 103. ayette bize namazın vakitli farz olduğunu, Mearic Suresi 23. ayette bu farzın hayat boyu sürekli gözetilmesi gerektiğini söylemektedir. Kuran’da kaza namazı diye bir kavram yoktur. Namazı kılmayan, kaçıran Allah’a bunun için tövbe eder, daha sonra titiz bir şekilde namazlarını kılmaya devam eder. Allah oruçta tutmadığımız günler sayısınca başka günlerde oruç tutmamızı söylemiş, bunun kapısını açmıştır. Allah istese namaz için de aynısını yapardı. Bu yüzden kimse namaza başlayacak kişileri geçmişteki şu kadar… namazı kaza etmen gerek diye yanlış yönlendirmesin. Bizim bu yazıdaki amacımız namazın farzını, farz olmayandan ayırmaktır. Allah’ı anmak, hatırlamak için kılınan her namaz makbuldür. Namaz günde beş vakit de kılınır, on vakit de kılınır, kırk vakit de kılınır. Namazın farz olan vakitleri bize mecbur olduğumuz alt sınırı belirtir, üst sınır ise serbesttir. Tahminimizce mezhepler bu üst sınırın serbestiyetinden dolayı fazladan namaz kılan sahabeleri görüp; ikindi namazını, yatsı namazını, vitir namazını farzlaştırmışlardır, vacipleştirmişlerdir. Eğer Kuran’dan namazın farzlarını anlama yerine, şahısların hareketlerinden farzları anlamaya kalksaydık, o zaman karşımıza evvabin namazı, kuşluk namazı, küsuf namazı gibi bir sürü ilave namazlar daha çıkardı. Sonuçta her konuda olduğu gibi namazda da Kuran’da ne yazıyorsa din yalnızca odur. Allah kitabında hiçbir eksiklik bırakmamıştır. Nitekim Hac ibadetinde hacılara üç vakit namaz kıldırılmaktadır. Hac için Kuran’da bir sürü detay verilirken (saçını hastalıktan dolayı kısaltanın ne yapması gerektiği bile) niye Kuran’da Hacda namaz vakitlerinin azaltılması geçmiyor? Namaz eğer ki beş vakit farz ise hacılara neye dayandırılarak daha az namaz kıldırılıyor? BEŞ VAKİT NAMAZ NEYE DAYANDIRILIYOR Namazın beş vakit olmadığı ikindi, yatsı namazlarının farz olmadığı, daha İslamiyetin ilk yıllarında Hariciler ve Mutezile tarafından da savunulmuştur. Namazın illaki beş vakit olduğunu ispata çalışanların bunu gerçekleştirmek için uydurduğu hadis ise korkunçtur. Daha evvel de belirttiğimiz bu hadise göre Peygamberimiz miraçta Allah’ın huzuruna çıkar ve Allah namazı elli vakit farz kılar, daha sonra Hz. Musa’ya rastlayan Peygamberimiz’i Hz. Musa, bu kadar namazın çok olduğu, ümmetin buna güç yetiremeyeceği şeklinde uyarır, sonra Peygamberimiz Allah’tan indirim ister, Allah da namazın sayısını indirir. Yolda Hz. Musa yine bu kadar namaz vaktinin de çok olduğunu söyler. Bu git gel böylece namaz beş vakte inene kadar dokuz kez gerçekleşir. Nitekim namazın sayısı beşe gelince Hz. Musa yine indirimi tavsiye etse de Peygamberimiz artık utandığı (!) için namaz indirimi durur. Bu hadise göre Allah insanların kaç vakit namaza güç yetireceğini bilmez, Peygamberimiz ise hiçbir şeyden haberi olmayan bir garibandır. Hz. Musa ise hem Peygamberimiz’in akıl hocası, hem Allah’ın hükmünün düzelticisi, hem de bizim kurtarıcımızdır. Namazın beş vakit farz kılınmasının hikayesi işte böyle kabul edilemez bir hadise dayanır. Namazın beş vakit olduğu Kuran’a değil işte böyle izahlara özellikle de bu hadise dayandırılmaktadır. Miraçtan önce namazların sabah ve akşam olmak üzere yalnızca iki vakit kılındığını söyleyen hadislerin olması da (Bakınız Buhari 1/93 Tecrid Tercemesi 2/233, Hadis no 228) namazın vakitlerinin bu “miraç hadisiyle” arttırıldığının delilidir. Namazlar daha evvel iki vakit olarak kılınıyorsa, sonradan ilave edilen üç namaz niye Kuran’da geçmemektedir? Kuran’da sadece Bakara Suresi 238. ayetteki ifadeyle “orta namazı”nın sonradan ilave edildiği iddia edilebilir. Peki 4.,5. namaz olan ikindi ve yatsı namazları hangi Kuran ayetinden çıkarılacaktır, bunların ismi niye Kuran’da yoktur? (Orta namazı veya en hayırlı namaz manasına gelen ifadeyi Salatı Vusta maddesinde açıkladık) Allah ve Peygamberimiz’e iftira olan böyle hadisler yerine Kuran’da doğruyu arayanlar, namaz hakkında gerekli bilgiye kavuşacaklardır. Kuran’la yetinmeyip dini pratiklerini uydurma hadislere dayandırmaya çalışanlar ise örneğini gördüğümüz gibi mantıksızlıklar, iftiralar, çelişkiler içinde kalacaklardır.

1. Ben namaz vakitleri yok

1. Ben namaz vakitleri yok demiyorum, namaz nasıl kılınır yok diyorum.

2. Muhtemelen yine okumadan kopyala yapıştır yaptığınız makaleden görüleceği gibi, tüm namaz vakitleri tek ayette toplu olarak yoktur. Ancak birkaç ayeti bir araya getirerek 5 vakit namazı çıkarmak mümkündür. Oysa hadisi kabul ettiğinizde Rabbimizin Kur'an'da bize kılmamızı emrettiği namazın ne zaman ve nasıl kılınacağına dair tüm detayları öğrenebiliyorsunuz. İşte bu yüzden hadis olmadan Kur'an'ı tam olarak yaşayamazsınız.

NAMAZ NASIL KILINIR VAR

NAMAZ NASIL KILINIR VAR (ALINTIDIR OKUMADAN YAPIŞTIRMAM) NOT: UYDURULAN DİN VE KUARANDAKİ DİN KİTABINDAN Kısaca ifade etmek gerekirse namaz kılarken okunacak ayetler belirlenmemiş ve kalıplaştırılmamıştır. Dileyen Kuran’dan istediği bir ayeti okuyabileceği gibi içinden geldiği gibi dua da edebilir. Kuran’ın pek çok ayetine namaz kılmak övülmüş ve emredilmiştir. Kuran’da namaz konusunda pek çok ayrıntı bulunmaktadır. Namazın vakti ile farz kılındığı ifade edilmesine rağmen rekatları hakkında bir bilgi verilmemektedir. Bu da bize namaz kılarken illa bir rekat düzenine uyulmasının zorunlu olmadığını göstermektedir. Şu anki mevcut rekat düzeni müslümanlar tarafından sabitlendirilmiştir. Bu şekilde olmasında da Kuran’a göre bir sakınca bulunmamaktadır ancak sadece bu şekilde olur demek Kuran’a uygun değildir. Bir tertip gerekseydi Allah ayetlerinde bu tertibi bizlere bildirirdi. Namazda önemli olan gönülden samimi bir şekilde Allah’ın huzurunda eğilmek ve teslimiyetin ifade edilmesidir. Süresi insana bırakılmıştır. 20 rekatlık bir namaz bir dakika içinde kılınabileceği gibi 2 rekatlık bir namaz da bir saatte kılınabilir. Önemli olan belli sayıları tamamlamak değil ibadetin bilincinde olmaktır. Bu yüzden namazın farzı vaktinde kılınmasıdır. Yoksa farz ve sünnet şeklinde bir ayrımı bulunmamaktadır. Ayetlerde kıyam (ayakta durma) rüku (eğilme) ve secde (yere kapanma) hareketleri sırlanmaktadır. Ancak bunları yaparken ne kadar sıklıkla ve arayla yapılacakları ifade edilmez.bu, namaz kılan kişinin tercihine bırakılmış bir durumdur. Kıyamda duruyorken elinize bir Kuran meali alıp dilediğiniz kadar okuyabilir eğildiğinizde ve secde ettiğinizde de yine içinizden geldiği gibi Allah’ı anabilir ve dua edebilirsiniz. Namaz ibadeti hz. İbrahim’e kadar dayanan bir ibadettir ve peygamberimize Kuran vahy edilmeden öncede önceki dinlerde uygulanmakta ve bilinmektedir. Hac suresi ayet 26: Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû-secde edenler için temizle.

Aziz kardeşim, Sizin de

Aziz kardeşim,

Sizin de alıntı yaptığın mesajdan anlayabileceğin gibi hadis hayattan çıktığı zaman tarif edilen namaz başta kendisi Kur'an'la çelişen ve dünyada müslümanlar adedince farklılık arzeden bir hal almaktadır.

1. Oysa Kur'an'da onlarca yerde "namazı dosdoğru ve tam kılmaktan" bahsedilmektedir. (2:3, 2:110, 2:177, 2:277 vs...) Sizin tarif ettiğiniz "istediğiniz gibi namaz kılın" ifadeleriniz Kur'an'ın "tam namaz kılın" emriyle çelişmektedir. "Namaz'ın tamı" nedir? Nereden öğreneceğiz?

2. Namaz'ın cemaatle kılındığı Kur'an'dan bahsedilmişken (Ör: Nisa 102), sizin herkes kendi başına buyruk namaz kılsın tarifiniz yine Kur'anla çelişmektedir.

Hülasa, daha kendi kendisiyle çelişen yukarıdaki gibi bir namaz tarifinizle mi Allah'a "tam ve dosdoğru namaz" kılacaksınız? Hadis inkarcılarının (kasıt takip eden) asıl niyetleri şudur "namaz ve diğer ibadetleri İslam'dan çıkarıp, İslamı bu haliyle Hristiyanlık gibi Hz. İsa'dan ve dolayısıyla Allah'tan kopuk bir din ortaya çıkarmak." ve malesef bu kötü emellerine de Kur'an'ı alet etmektedirler.

Konuyla ilgili sitemize bir makale ekledik: http://www.resulullah.org/kuran-bize-yeter-deyip-ibadeti-terkedenler

Güzel kardeşim Benim mi

Güzel kardeşim Benim mi alıntı yaptığım mesajdan anlatılabilen Kuran ile çelişmek, yoksa mehsepler arası, çeşitli rivayetlerle,çeşitli dualar,sen öyle kıl ben böyle kılıcam,besmele çekilir,yok ben çekmiyorum,duruşta oturuşta birbirinden farklı mehsepsel dayatmalarmı çelişkili.Zaten baya bir farklılık ve hal almakta. 1.) Allah evet diyor,dosdoğru kılın,onu anmak, varlığını hissetmek,teslim olmak,adaletini,gücünü,kendi acizliğimizi,ona kul olmamızı,yalnız ve yalnız ondan medet ummak (namaz kıldığımızda söylediğimiz, İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în : Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.) tam manası bu değilmi dostum? ve hala nereden öğreneceğiz diyorsun 22/16 : İşte böylece biz, O kitabı apaçık ayetler halinde indirdik ve bundan böyle, Allah doğru yola ulaşmayı isteyen kimseyi, doğru yola yöneltecektir. Kalem sahibi YÜCE ALLAH apaçık derken. Peygamberimiz de bu ayette anlatırken. 6:50 De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” Ve daha nice ayetler haykırırken 7:29 De ki: "Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O'na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi döneceksiniz." 9:31 Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir. 16:52 Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat, kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup sakınıyorsunuz? 39:2 Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et. 39:1 (Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır. 11:14 Eğer buna rağmen size cevab vermezlerse, artık biliniz ki, o, gerçekten Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse artık, siz müslüman mısınız? 40:65 O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamdolsun. 42:21 Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır. 98:5 Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur. Lütfen yukarıdaki ayetleri dikkatlice okuyun. 2.) Örnek vermiş olduğun nisa 102 ayette Allah ne güzel açıkça nerede ve nasıl namaz kılacağımızı anlatıyor.Kendi başımıza buyruktaki ifadeniz sizin olsun,Allah ile kul arası ve teslimiyet demek,çarptırmaya gerek yok, kendi başına namaz kılmak ile bu ayet arasında bir bağlantı bulamadım,siz hiç kendiniz namaz kılmadınızmı ? Ki Kuran la çelişen sayısını bile sayamadığımız hadisler dururken,hangi çelişkiden bahsediyoruz. 3. Benim kasıttım ve niyetim hiçbir şekilde namazı ve Allah ın emrettiği ibadetleri çıkartmak değildir,doğru ile yanlışı ayıran yüce kitabımıza yöneltmek,zanna uymamak,Allah bize nediyor ne emrediyor diye okumak araştırmak.Bir hadis kitabı ve diyer fıkıh vs ilgili kitapları okusak ömür biter,Kuranı da ne okumaya fırsat kalır nede anlamaya.Soruyorum size farz edinki islamiyet dün indi,ve siz bu dini öğrenmek için arapçasınımı okuyacaksınız yoksa kendi dilinizde okup anlayacak ve uygulayacaksız, ama hadise dayanırsanız Kuran cennet dilidir,arapça okuyun diye ne okuduğunu anlamadan bilmeden okumak dinlemek,oysa Allah ı anlamak ve buyurduğu kitabı anlamak için açın okuyun araştırın. Asılda yıllarca bize yalan söylediler,mesele doğruyu bulmakta ve şimdi sizler size yalan söyleyenlerden yanlışı aktarıyorsunuz.Yıllarca mehsep savaşları seninki üstün benimki üstün diyerek insanlar katledildi ve ediliyor.Çeşitli fetvalarla din adına insan öldürmek, sömürü yapmak ne kadarda kolay,daha geçen günlerde diyanetin fetvasını duyduk ve dehşete kapıldık nitekim yetkililer gerekeni yaptı.İslam dininin biricik kaynağı olan Kuran’ın anlaşılmaz, detaysız ve yetersiz olduğunu ileri süren müşrik dinadamları, yalnız Allah’a özgülenmesi gereken dini Allah + Peygamber + sahabe + tabiin + mezhep imamları + mezhepte müctehitler + eski alimler ve şeyhler + daha sonra gelen alimcikler ve şeyhciklerden oluşan bir anonim şirketin ortaya koyduğu bir beşerî din çorbası haline dönüştürmediler mi ? Profesyonel din adamları, insanları Kuran’dan uzaklaştırmak için Kuran’ın zor, anlaşılmaz ve mücmel olduğu yalanını yüzyıllarca empoze ettiler. Kuran’ın anlaşılması için yüzlerce ciltlik rivayet kitaplarının didik didik edilmesi gerektiğine kananlar, Kuran’ı öğrenmeye vakit bula-madılar. Vakit bulanlar ise kafalarını binlerce hurafeyle doldurduklarından ve üstelik Kuran’ı bunlara muhtaç kabul ettiğinden onu anlama şansını baştan kaybettiler. Nitekim, Allah’ın korunmuş Kelamını korunmamış kul sözlerine muhtaç görenler, Kuran’ın anlaşılmasının zor olduğunu iddia edip durdular. Bak güzel kardeşim 7:3 Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz? 17:46 Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler. 41:44 Eğer biz onu A'cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A'cemi (Arapça olmayan bir dil) mi?" De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir." 56:79 Ona, temizlenip arınmış olanlardan başkası dokunamaz. En son değindiğin konuya değinelim ( İslamı bu haliyle Hristiyanlık gibi Hz. İsa'dan ve dolayısıyla Allah'tan kopuk bir din ortaya çıkarmak." ve malesef bu kötü emellerine de Kur'an'ı alet etmektedirler. ) diye yazmışsın. Musevi ve Hiristiyanların aynı tip jenarasyonları sizlersiniz aslında,bakınız ne diyor kalem sahibi. 5:43: İçinde Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarındayken, nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar. 5:47: İncil bağlıları Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapkınların ta kendileridir. Ve noktalayayım. Paygamberimizin şikayeti Kuran’ı dinin merkezine koymalı ve Peygamberimiz’e uymanın, Kuran’a uymakla mümkün olacağını bilmeli; hem Peygamberimiz’i hem de dinimizi iftiralardan kurtarmalıyız. Peygamberimiz, Allah’ın huzurunda toplanıldığında ümmetinin bir bölümünden şöyle şikayetçi olacaktır: 25:30 : Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttular. Görüşmek ümidiyle.